BAYRAMLIK AĞIZ


Bu makale 2019-08-21 05:34:51 eklenmiş ve 432 kez görüntülenmiştir.
Fatih BABAOĞLU (b(AŞK)a yazıyorum)

Başlığa bakıp hüküm verme cancağızım. Kurbandan dem vurmayacağım… Hem kurbanın manasını etin lezzetiyle özdeşleştirenlerin nesini anlatayım sana. 
Bir yol hikâyesi anlatacağım sana. Ben yolda yaşadıklarımı ve gördüklerimi diyeceğim,  sen ise sana düşen hisseyi alacaksın. Evet… Uzunca bir yoldu gittiğimiz. Hedef Malatya. Bizim kayınbiraderin mezuniyeti için Recep Bacanak, kayınbaba ve kayınvalide ile düştük yollara. 
Sağ olsun Recep atalarımın kanlarıyla bayındır kıldığı, candan öte sevdiğim vatanımı daha iyi seyredeyim diye yavaş yavaş gidiyordu. İlk durak Aksaray… Somuncu Babanın nefesiyle kutsanmış topraklarda büyükçe bir Malaklı köpek heykel karşıladı bizi. Bir çay molasında bu köpekler hakkında yöre halkıyla konuşunca anladım ki, Evliya Çelebinin “Anadolu’da aslan gördüm” tabiri hiçte abartılmamış bir tabirdir. 
Yola devam… Ağzıkarahan, Tepesidelikhan daha niceleri… Selçuklunun serpiştirerek geçtiği yollar. Nevşehir, Avanos derken akşam olmasına rağmen güneşe kafa tutacak kadar ışıklandırılmış Kayseri… Pınarbaşı’na gelip mola verdiğimizde sanki insanlar değişti. 
Evet yanlış duymadın değişti diyorum çünkü akşama kadar yorgun düşmüş olmasına rağmen yüzünden gülümsemeyi eksik etmeyen istasyon görevlileri karşıladı bizi. Çay, kahve, sohbet, muhabbet derken tekrar yola düştük. Gürün’e geldiğimizde de durum aynıydı. İrfan ile yoğrulmuş bir Anadolu tebessümü… 
Nihayet Malatya’ya ulaştık. Tören vs. bitince bacanakla birlikte Malatya’ya sokaklarına attık kendimizi. Rengârenk sokaklardan geçtik önce. Rengârenk diyorum kaysıların serili olduğu ara sokaklarda yürümek başlı başına bir ömürdü. Meşhur Şire Pazarında kayısı satan dükkânların arasında gezerken tüm dükkânlardan istisnasız bir şeklide bize teklif geliyordu, “Buyurun bir tadına bakın.” 
Dükkânlar arasında gezerken bir dükkân ilişti gözümüze. Arı kovanını andırıyordu adeta. Tabelasında Malatya Yıldırım Kayısı ve Kuruyemiş yazıyordu. Merak değil mi daldık Yıldırım Kayısı dükkanından içeriye. İçeriye adım atar atmaz genç bir arkadaş “Hoş geldin benim güzel abim” diyerek dükkânda bulunan bütün ürünleri tek tek tattırmaya başladı bize. Biliyorsun bende yıllarca esnaflık yapmış ve hâlâ yapmakta olan biriyim. Daha evvel böyle bir şey ne gördüm ne işittim. Şaka yollu dedim ki, “Biz bir şey almayacağız ama?” 
“Canın sağ olsun benim güzel abim. Al diye tattırmıyorum ki.”
“Neden peki?”
“Bu kapıdan giren her kişi bize Allah’ın gönderdiği bir hediyedir de ondan.” Eliyle kasa başındaki birini gösterdi, “Ustamız bize böyle öğretti. Hem biz Konya’ya gelsek sen aynısını yapmaz mısın?”
Cevap verme yerine acı acı gülebildim yalnızca. Sonra dükkânın yan tarafında küçük bir masaya buyur etti bizi. Yirminin üzerinde çeşidi olan bir çerez tabağı ve demli iki bardak çayla çıkageldi. “Benim güzel abim” dedi “Yorulmuşa benzersiniz. Siz hele az soluklanın çayınızı içip dinlenin” deyip yüzünden eksik etmediği tebessümü kuşanıp arı kovanını andıran Yıldırım Kayısı dükkânına geri döndü. 
Sonra Malatya’ya geleceğimi günler öncesinden bilen ve her on dakikada bir “nerede kaldınız?” diye arayan öğrencimiz Hilal’in evine konuk olduk. Sohbet muhabbet derken yola gerisin geriye revan olduk. 
Geriye dönerken esnaf olmayan tarafımla kilometreler boyunca aklımda şu soru vardı: “Konya’ya gelseler, ben, biz ne yaparız?”
Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...
































« geriileri »
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
E-Mail Bülten Kaydı
Döviz Kurları
Kur Alış Satış
Dolar 5.6878 5.7106
Euro 6.2897 6.3149
Sterlin 7.0820 7.1346
Arşiv Arama
- -
Anket
İstasyon Gazetesi
© Copyright 2014 İstasyon Gazetesi. Tüm hakları saklıdır.
GÜNDEM
SPOR
SİYASET
EĞİTİM
DÜNYA