EŞEK KİM?


Bu makale 2019-07-17 05:26:15 eklenmiş ve 1428 kez görüntülenmiştir.
Fatih BABAOĞLU (b(AŞK)a yazıyorum)

Bu satırlarım ne bir siyasi kaygıyla kaleme alınmıştır, ne de birileriyle atışmak için. Yalnızca ve yalnızca tebessüm erenlerine bir nebze ses olabilmek adına bu satırları sana yazıyorum. Çünkü önümüzde bir bayramın içinden geçeceğiz ve bu bayramda da(!) sudan sebepleri bahane edip birbirimizi kırmayalım istiyorum. 
Tebessüm etmekten korkmuyorsan haydi gel bu yazılanları birlikte okuyalım. Dedim ya bayram yaklaşıyor… Hissemize düşen her ne varsa bu kurbanın bereketinden hissesini alıp bereketlenecek.  Biliyorum tartışmalar başlayacak yine. “Kesmesek mi? Keseceğimiz yere bir hayır kurumuna bağışlasak mı?” Bu liste uzar da uzar. Derdim burada bir tartışma açıp “Kurban” ibadetini irdelemek değil… Ki yüreğini imanına kurban edememiş nice zevatın kurbanlığından ne çıkar... Neyse, zülfüyâra dokunmadan konuya girelim.  Harflerle sınırladığımız ve sınırlandırdığımız hayatımıza bir de bu zaviyeden bakalım.  Bakalım da aynanın karşısında halimiz ne imiş görelim.  
Malum. Zamanımız teknolojinin ve bilginin çağı. Elbet teknolojiden nasıl yararlandığımız ayrı bir mevzu. Günümüzün neredeyse yarıdan fazlasını ya bilgisayarımızın başında ya da akıllı (!) telefonlarımızın o şefkatli kollarında geçiriyoruz. Yatakta, ayakta, otururken, yürürken, mutfakta, tuvalette, okulda, sınıfta, iş yerlerimizde, bayramlarda, seyranlarda, cenazelerde, düğünlerde, toplantılarda, her yerde ama her yerde bizim akıllıların sayesinde teknolojiyi ab-ı hayatmışçasına içiyoruz da içiyoruz. 
Kötülüğü kadar iyiliği de olmuyor değil elbet. Her ne kadar bilgi çöplüğüne döndürse de hayatlarımızı bazen güzelliği de göstermiyor değil hani. Böylesi uzun uzadıya bir girizgah için teknolojiyi – ki teknoloji denilince yalnızca sosyal medya programlarını zannediyoruz – kullanmamın sebebi orada okuduğum güzel bir anekdot. 
Birazdan satırlara dökeceğim hikâye ormanda geçiyor. Aslandan sonra ormanda en çok sözü geçen Kurt günlerden bir gün bir konu hakkında Eşek ile bir münazaraya başlamışlar. Konu ise eşeğin bolca yemiş olduğu çimenin rengi…
Kurt. “Çimen yeşildir!” diyormuş Eşek: “Olur mu? Sarıdır. Benim yediğimi benden iyi mi bileceksin?” diyerek ona karşılık veriyormuş. Başlangıcı tatlı olan bu münazara gittikçe sertleşmeye başlamış. Bir süre sonrada iş inada binmiş ve kurt ile eşek birbirlerine hakaret etmeye başlamış. 
E malum hakaretin sonucu iş kavgaya dönecek. Allah’tan bu manzarayı gören diğer hayvanlar araya girmişler de iş çığırından çıkıp kavga olmadan ikisini ayırmışlar. Eşek gururuna yediremeyip olayı Aslan’a götürmüş. Aslan iki tarafı da dinledikten sonra Kurt’a bir hafta boyunca hapis cezası vermiş. Eşek ise sarı dediği otlara özgür bir şekilde geri dönmüş. 
Tam muhafızlar hapse götüreceklerken, Kurt Aslan’a dönüp sormuş: “Çimenler yeşil değil mi?”
“Yeşil elbette” diye karşılık vermiş Aslan. 
“Haklıyım yani?”
“Evet haklısın. 
“E madem haklıyım neden beni hapse yolluyorsun?”
“Sana verdiğim bu ceza eşekle tartıştığın için.” 
Canlar. Yazının başında dediğim gibi önümüz Kurban Bayramı…  
Ama ibadet etmek… İsmail’ce boynunu tereddütsüz Hakkın huzuruna sunmak demek. 
Otların rengini tartışmak bize bir şey kazandırmaz ki… 
Şimdiden bayramımız ve geleceğimiz bereketli olsun… 
Meleklerin sizinle iftihar edeceğini unutmayın. 
Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...
































« geriileri »
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
E-Mail Bülten Kaydı
Döviz Kurları
Kur Alış Satış
Dolar 5.7498 5.7728
Euro 6.3610 6.3865
Sterlin 7.0089 7.0610
Arşiv Arama
- -
Anket
İstasyon Gazetesi
© Copyright 2014 İstasyon Gazetesi. Tüm hakları saklıdır.
GÜNDEM
SPOR
SİYASET
EĞİTİM
DÜNYA