SABAHAT


Bu makale 2019-07-11 05:47:57 eklenmiş ve 1852 kez görüntülenmiştir.
Fatih BABAOĞLU (b(AŞK)a yazıyorum)

Mevlana Hazretleri: “Ölüm ansızın gelmez, insan beklemeyi unutur” diye ötelerden haykırır bu hakikati. Ve vedaları beceremeyen kalemin kölesi ben Sabahat Yengemin ardından, Mevlana diliyle ona veda etmek istedim. 
İstedim ki acımı sen de gör ve paylaş. 
Çünkü acılar paylaştıkça azalır…
Adı Sabahat… İsmet’in hanımı… Dilek ve Muhlis’in annesi… 
Sabahat kelime manasıyla güzellik demek. İsmiyle müsemmaydı. Güzeldi…  Yüreği Halil İbrahim mayasıyla karılmış, Eyüp sabrını ömrüne katık etmiş Yusuf yüzlü, Muhammedi bir aşıktı Sabahat Yengem. Hafta sonu onu öteki dünyaya uğurladık. 
Hakikat, “bu yanda ölüm olan diğer yanda doğumdu…  
Elbette, “herkesin ölümü kendi rengindeydi. Düşmana düşmandı, dosta dost!” Lakin bu söz yengemi görünce anlamını yitirirdi. Çünkü 65 yıllık yaşamında bilaistisna onu tanıyıp da sofrasına oturmamış bir isim yoktu. Karınca kaderince yüreğinin değdiği herkes ama herkes nasibini almıştı onun sofrasından. 
Bir süredir hastanede tedavi görüyordu. O hasta halinde bile kim ziyaretine gittiyse kızı Dilek Ablama geleni boş çevirmemesini söylüyor ve yüreğindeki sevgisini dağıtıyordu. Dedim ya Eyüp sabrını ömrüne katık etmişti diye, yattı yatalı acizlik belirtisi ne bir söz ne bir ah çıktı dilinden. 
Elbette “Allah ile olduktan sonra ölüm de, ömür de hoştur.” İnanıyorum ki Allah ile birdi yengem. Çünkü aldığı ilaçlardan dökülmüş üç beş tel beyaz saçını göstermeme kaygısıyla onca acısının ve ıstırabının içinde, başını örtme derdine düştü son nefesini verinceye kadar. 
Diğerkâmdı… Kendi derdini unutur herkesin derdiyle dertlenirdi. Ölüm döşeğinde bile bizleri düşündü: “Ne olacak bu Fatih’in şekeri, Gülnaz iyi olmayacak mı?” sorup durdu. 
Bir ziyaretimizde biliyorum demişti bize. Bir daha ayağa kalmayacağını, yatağında vaktini doldurduğunu ve bu haliyle çocuklarına eziyet verdiğini söylemişti. Hepimizin üstünde ödeyemeyeceğimiz hakkı varken inadına gelenden helallik istiyordu hep. “Herkes ölümden ürker korkar. İnananlar ona bıyık altından güler” ya yattığı yerden gözlerinin içi gülüyordu. Çünkü inanıyordu ve biliyordu ki dilinden adını eksik etmediği Rabbine kavuşması yakındı. 
“En son ölüm gelir, yine de erken deriz.” Hazırlıklıydık sözüm ona. Dilimiz varmasa da hazırız deyip kendi kendimize, birbirimize teselli veriyorduk ama hazır değilmişiz. Cumartesiyi pazara bağlayan gece saat 01.10… Yüreğimize düşen ateş ve telaş… Evine koştuk hemen Keziban Teyzemle. Evdeki bütün ışıkları yaktık karanlıktan ve acımızdan kaçarcasına. Yanan ışıklar bir hakikati daha gösterdi bize. Yengem; “her an misafir geleceğini” bilmişçesine “evini” tertemiz etmişti. Zaten beklediği “ölüm” karşısında o kocaman “kalbi” daha da “temizdi.”
Sabahat Başer… Ailenin gülen yüzü merhum İsmet Dayı’mızın hanımı… Dilek ve Muhlis’in anası… İsmiyle müsemma güzeldi… “Ölü ama mezarda olmayan” bizleri arkasında koyup Pazar günü öteki dünyaya doğdu. Yani kendi “dirildi ama hayatta değildi.” 
Herkesin sevgilisiydi Sabahat… Yengemdi… Annem gibiydi annemdi. 
Veda etmesini beceremedim şu hayatta ama yazarın vedası da galiba böyle bir şeydi…
Yazar sustu… Ağlayan kalemdi… 
Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...
































« geriileri »
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
E-Mail Bülten Kaydı
Döviz Kurları
Kur Alış Satış
Dolar 5.7672 5.7903
Euro 6.4113 6.4370
Sterlin 7.4048 7.4598
Arşiv Arama
- -
Anket
İstasyon Gazetesi
© Copyright 2014 İstasyon Gazetesi. Tüm hakları saklıdır.
GÜNDEM
SPOR
SİYASET
EĞİTİM
DÜNYA