Nezihe Araz’ın Akşehir Anlatısı


Bu makale 2019-07-09 05:32:15 eklenmiş ve 1061 kez görüntülenmiştir.
Emre Ece

Nezihe Araz, eski milletvekili Rıfat Araz’ın kızı ve Ankara Üniversitesi Felsefe bölümü mezunudur. Kendileri Yunus Emre’nin ve Mevlana’nın hayatını “Dertli Dolap” ve “Aşk Peygamberi” isimli kitaplarda anlatmıştır. Tiyatrodan tutun, kültürel çalışmalara kadar bir çok alanda eserler üretmiştir. “Kenan Rifai ve 20. Asırda Müslümanlık” kitabının yazarları arasındadır. Nezihe Araz, 2009 yılında vefat etmiştir.
Nezihe hanımın yazmış olduğu “Anadolu Evliyaları” isimli eserinde Nasreddin Hoca da anlatılmaktadır. 
Nezihe hanım kitapta Nasreddin hocanın huzuruna gelişini şu şekilde anlatmaktadır: 
“Bugün sevilmesi herkesten kolay, anlaşılması herkesin ken­di nasibine bağlı, yazılması ise güçden de güç bir velînin huzu­runa gelmiş bulunuyoruz.”(1)
Sonrasında ise türbeyi kendisine gezdiren kişinin verdiği “Mutlaka güleceksiniz!” müjdesinden bahsetmektedir.
O zaman, küçük şehir­lerimizi süsleyen belediye parkları kadar temiz, bakımlı, düzenli bir mezarlığın ortasındaki dört tarafı açık, ahşap, yeşile boyalı bu türbeyi bize gezdiren Akşehirli: «Ne mutlu sizlere!» demişti. «Hoca merhumun türbesini kim ziyaret ederse mutlaka gülecek­tir, onun böyle bir vaadi var».(1)
Akşehirli’nin Hoca’ya Hürmeti
Nezihe hanım Hoca’ya duyulan hürmeti örnekleriyle anlatmıştır:
“Bazıları, benim bu yazımı gördükleri zaman, «Nasreddin Ho­ca da evliyalarımız arasında mıdır ki?» diye sordular.
Niçin olmasın? Akşehir’de hemen herkes hâlâ onun ruhani-yetine el uzatıp, başı sıkışınca: «Aman Hoca’m!» diye ona koşar, Zaten, nasip olur da Akşehir’e yolunuz düşerse göreceksiniz, o şehrin, gerçekten, ak-pak, güler yüzlü, aydınlık, insanın içine fe­rahlık veren bir hali var. Bu, Hoca’nın güler yüzlü, tatlı dilli var­lığının şehrin yüzüne yansımasından başka bir şey değildir.
Akşehirli, «Hoca merhumu» o derece sever ve sayar, onunla öyle iftihar eder ki, adına yapmayacağı, değişmeyeceği hiç bir şey yoktur.
Hoca, onların günlük hayatları içinde onlarla haşır-neşir, ya­şayıp gitmektedir.”(1)
Düğünlere Davet Edilen Hoca
“Evlenecek çiftlerin Hoca’nın türbesini ziyaret edip, düğüne davet etmesini anlatmıştır.
Akşehir’de veya yakın köylerde bir düğün mü var? Düğün sahipleri, konuk davetine Hoca’nın türbesinden başlar. Birisi ora­ya gelir, üç İhlâs, bir Fatiha okur, sonra seslenir:
«— Hoca’m, Hoca’m… filân gün, filân yerde düğünümüz var! N’olur sen de buyur, buyurmazsan gönlümüz kalır. Aman Hoca’m, canım Hoca’m! Mollalarını da al gel!»
Bu davet, yeni evlilerin bir tür mutluluk sigortası demektir. Kimse bu sigortadan vazgeçemez. Çünkü oralarda herkes ina­nır ki Hoca’yı düğününe davet etmeyen karı-kocalar arasında dir­lik, düzenlik olmaz.”(1)
Neşeli Kabir Ziyareti
Normalde kabir ziyaretlerinde insanlar hüzünlü olurlar. Bunun sebebi ölünün hatıratını düşünmek yahut kendi ölümünü hatırlamak olabilir. Yalnız Hoca’nın kabrini ziyaret ederken işler değişmektedir, makbul olan neşedir, güle güle ziyarettir.
“Unutmayın! Nasreddin Hoca’yı ziyarete gittiğiniz zaman, öy­le fazla ciddî, düşünceli, ağır ağır durmanız da uygun değildir. Hoca’yı, bir «yatır» gibi değil, sevdiğiniz, neşeli bir dostu ziya­ret eder gibi, güle güle ziyaret etmeniz lâzım. Akşehirliler, orada kıkır kıkır gülmeyenin ziyaretini pek makbul tutmazlar.
Birisinin gözü mü ağrıyor, Akşehirli hiç düşünmeden türbeye gider, bir tutam toprak alır, suyla çamur edip ağrıyan gözün üze­rine koyuverir. Birinin sancısı, inatçı baş ağrıları, asabî halleri mi var? Hoca ne güne duruyor?
Kısaca, Akşehirliler hekimden, hâkimden evvel onun kapısını çalarlar, cevapsız kalmadıklarını sık sık tekrarlamak da hoşları­na gider!…”(1)
Kitaplarda Unutulan Hoca
Nezihe hanım kitabında Nasreddin Hoca’nın diğer yaşamış değerlerimiz gibi kayıtlardan uzak düştüğünü ve yeterince kaydedilemediğinden yakınmıştır.
“Hakkında yazılanları, tarihlerde ge­çenleri sonradan okuduk. Şunu hemen yazalım ki bizce en ince hatlarına kadar bilinen, sevilen, dedemizden aziz, atamızdan ya­kın gördüğümüz Hoca, kitaplarda pek silik, pek sönük, hattâ ka­ranlıklar içinde yaşıyor.
Şu son zamanlardaki çalışmalarımızın bana öğrettiği bir ger­çek var: Atalarımız, yaşamayı ve yapmayı seven ve onu hakkıyle beceren, kendilerine yakıştıran insanlardı. Fakat yaptıklarını ve yaşadıklarını yazmayı, bunu kendilerinden sonrakilere aktar­mayı bilmiyorlardı. Belki düşünmemişler, belki buna hiç gerek görmemişlerdi.
İşte Hoca Nasreddin de bu ihmalin mi diyelim, bu kayıtsızlı­ğın mı diyelim etkisi altında kalmıştır.”(1)
Bizler yazılabildiği kadar Nasreddin Hoca’yı okumak ve sonraki nesillere aktarmakla mükellefiz. Şimdiki korkutan, tehditvari hocaların uzağında, Nasreddin Hoca’yı daha çok okumalı ve daha çok yazmalıyız. Sadece bir güldürü ustası olarak değil, filozof kimliği ile de Nasreddin Hoca’yı tanımalıyız. En azından Akşehir’in sesinin gür çıktığı festival günlerinde, Hoca’nın neşe iklimini şehrimize hakim kılalım.
Kaynakça: 1.Nezihe ARAZ-ANADOLU EVLİYÂLARI
Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...







SU













« geriileri »
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
E-Mail Bülten Kaydı
Döviz Kurları
Kur Alış Satış
Dolar 5.7498 5.7728
Euro 6.3610 6.3865
Sterlin 7.0089 7.0610
Arşiv Arama
- -
Anket
İstasyon Gazetesi
© Copyright 2014 İstasyon Gazetesi. Tüm hakları saklıdır.
GÜNDEM
SPOR
SİYASET
EĞİTİM
DÜNYA