Misafirsiz Haneler


Bu makale 2018-09-03 04:52:11 eklenmiş ve 406 kez görüntülenmiştir.
İdris Doğan

Geçen akşam yatsı sonrası, mahalledeki dostlarla bizim apartmanın önüne kadar geldik. Kendilerine: “Çay olur mu bilmem ancak, az önce ocakta süt vardı, size ikram edebiliriz.” diye teklifte bulundum biraz da ısrarla. Ne var ki, misafirim olup süt ikramına razı edemedim kendilerini.
O zaman müsaade edin, ayaküstü -tam kırk yıl olmuş- size bir hatıramı aktarayım dedim. Sağ olsunlar dikkatle, nezaketle dinlediler.
Kırk yıl önceydi. Türkçe Öğretmeni olarak Bingöl’e atanmıştım. İl içi tayinlerinde Karlıova yolu üzerinde bulunan Ilıcalar Ortaokuluna atandım. Üzerime okul müdürlüğü de yüklendi. Okulların açılmasına az bir süre kalmıştı. Daha önce de kullanılan ahırdan bozma okulu eğitim ve öğretime hazırlarken birkaç gün içinde memurumuz Selahattin Bey, hizmetlimiz Süleyman Efendiyle haşır neşir olmuştuk.
Aradan geçen birkaç gün sonrasında, bizim halkla nasıl bir ilişki ve iletişim kuracağımızı merakından olacak, Selahattin, yöre halkı kendisine Sadık derdi: “Hocam, az aşağıda yolumuz üzerinde yaşlı ve hasta Abdullah Amcamız var, kendisini ziyaret etmek ister misiniz?” dedi.
Akşama doğru işlerimizi toparlayınca ziyaret için yola koyulduk. Üç dakika içinde en fazla elli metrekarelik bir deprem konutuna vardık. Kapıyı tıkladı Sadık, evin kadınları geri çekildiler ve biz içeri girdik. Bana göre tam bir piri fani… Yer yatağına, şilte de diyebilirsiniz, boylu boyunca uzanmış, gözleri kapalı, ak saçlı aksakallı bir yaşlı...
Selam verdik. Selamımızı kısık bir sesle aldı ve Sadık’ın sesini tanıdığı için Zazaca: “Hoşgeldiniz, buyurun.” dedi. Sadık kendisine Türkçe seslendi: “Hacı Amca, yanımda okulumuzun yeni müdürü var, sizi ziyarete geldik.” Hacı Amca göz kapaklarını hafifçe araladı, olduğu yerden doğrulmaya çalıştı. Rahatsız olmaması için öyle kalmasını istirham etmeme rağmen, arkasını yastıklarla desteklediler yarı oturur pozisyonunu aldı. Elini öptüm, kendimi tanıttım, şifalar diledim. Ziyaretimiz dolayısıyla çok memnun olmuştu. Yaşlı hasta adam, bir anda kendine gelmişti. O sırada gözlerinin pınarlarından birkaç damla gözyaşının aksakalının üzerine süzüldüğünü fark ettim.
Sormadan edemedim: “Hayırdır Hacı Amca, niye hüzünlendin?” Yine kısık, ancak çok iyi duyacağımız bir tonda: “Çok korktum Hoca Efendi, çok korktum…”  dedi. Ben şaşkın şaşkın: “Hayırdır inşallah!” deyince anlattı meseleyi.
O gün, Hacı amca’nın evine bizden başka kimse uğramamış. “Bugün kimse gelmez, yarın öbür gün de uğrayan olmaz da evimiz üç gün misafirsiz kalırsa, halimiz ne olur diye endişelendim Hoca efendi, onun için hüzünlendim. Sizlerden Allah razı olsun, büyük bir endişeden kurtardınız hanemizi. Büyüklerimiz, Hz. Peygamber’in: ‘Bir eve üç günden fazla misafir uğramazsa, o evden korkulur.’ buyurduğunu hatırlatıp sık sık bizi uyarırlardı. Biz böyle bilir, böyle inanırız.”
Şaşkınlığım daha da arttı. Üç hafta, üç ay, üç yıl değil; bir evin üç gün misafirsiz kalması çok korkutuyor ve gözyaşı döktürüyordu bizim insanımıza... Ne samimi bir iman ve onun gereği bir hayat tarzıdır bu. Allah kendilerinden razı olsun.
Nafile, hanemiz o akşam da, bilmem kaçıncı gün, misafirsiz kalmıştı.
Merak edenler için yazıyorum. Abdullah Amca, sıhhatine kavuştu sonra ve bize imam oldu Ilıcaların camisinde.
İdris-dogan@hotmail.com
Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...
































« geriileri »
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
E-Mail Bülten Kaydı
Döviz Kurları
Arşiv Arama
- -
Anket
İstasyon Gazetesi
© Copyright 2014 İstasyon Gazetesi. Tüm hakları saklıdır.
GÜNDEM
SPOR
SİYASET
EĞİTİM
DÜNYA