AKŞEHİR GÜNCESİ (I)


Bu makale 2018-08-08 06:53:08 eklenmiş ve 1804 kez görüntülenmiştir.
(BABİL) Nigâr Mat Ağyel

Temmuz ayı boyunca Münih’i kesif bir güneş kremi kokusu sardı. İzmirli, Aydınlı, Mersinli, Antalyalı ve daha nice Egeli, Akdenizli için hiçbir kıymeti harbiyesi olmayan sıcaklar karşısında şaşıran Almanlar, buldukları her fırsatta kendilerini Isar nehrinin kıyısına attılar. Apak tenleri yanıp kavrulmasın diye de vücutlarını bir milimetrekare bırakmadan güneş kremlerine buladılar.

Parlayan güneş, ısınan hava ve güneş kremi kokusu tatil isteğimizi öyle depreştirdi ki gelmeden evvelki son iki hafta geçmek bilmedi. Kızımın okulu biter bitmez, yola çıktık. Atatürk Havalimanı’ndan daha çok Türk’ün çalıştığı Münih Havalimanı’na vardığımızda, sayıca üstünlüğü tartışılmayacak olan Türk yolcuların da sayesinde bir nevi vatan toprağına ayak basmış gibiydik.

Uçakta bizi, hayatımda gördüğüm en “samimî” kabin ekibi karşıladı. Hosteslerin en deneyimlisi, yere çömelmiş, nispeten genç ve deneyimsiz arkadaşına, yeni aldığı saati gösteriyor ve özelliklerini anlatıyordu. Hemen ikinci sıradaki koltuklarımıza yerleşirken, bu “samimî ve sıcak” ekibin ilk icraatına şahit olduk. İstanbul’da transfer olacak yaşlı bir yolcuyla ilgili anons yapıp yapamayacaklarını soran bir diğer yolcuya:

Anonsun lafı mı olur? Uçak senin şekerim, al kendin yap!” diye cihazı yolcunun eline tutuşturan bir samimiyetten bahsediyorum. O derece ki uçaktaki satış sırasında, sigara almak isteyen bir diğer yolcuya:

Al annem, şimdi al. Bak, şimdi alırsan kârlısın. Çünkü, şimdi şu kadar, dönüşte şu kadar Euro.” diyen, bizi bizden daha çok düşünen bir ekip bu. Çıktığımız yüksekliği “epey bi’ yüksek”, İstanbul’daki hava durumunu “bayağı bi’ bulutlu” diye izah eden kaptan pilotumuzu da duyunca, bir avuç çekirdeğimi alıp pilot kabinine geçeyim, ayaklarımı altıma toplayıp, şöyle dereden tepeden biraz sohbet edeyim diye düşünmedim değil.

Adını mitolojideki uçan attan alan bu havayolu şirketinin, gönül adamı kaptan pilotu bizi öyle bir indirdi ki, attan düşsek daha az hasar alırdık. Her neyse… Sonuçta sapasağlam buradayım ve işte size yazabiliyorum.

İnmemiz için kabinin kapısı açıldığında içeri dolan hava, çocukluğumun ekmek fırınlarından farksızdı. Bizi havaalanından alıp şehre götürecek otobüse gidene kadar inen tropik yağmur sayesinde ise sırılsıklam olduk. Böylelikle, İstanbul’da geçireceğimiz birkaç günün ilk sinyalleri gelmeye başladı.

Uçaktaki samimiyetten sonra, Havabus otobüsünün şoförünün tek bir cümleden oluşan, sert ve “seviyeli” anonsu ile sarsıldık.

İstanbul’da kaldığım birkaç gün zarfında, dostlarımı görmek, sağlık haberlerini almak, Ezine peyniri, Çanakkale domatesi ve simitle kahvaltı etmek, kütür kütür karpuzlar, kiloyla alınan meyve-sebze bana ne kadar iyi geldiyse, aşırı sıcak, yüzde doksanları aşan nem oranı, kalabalık, koşuşturma da bir o kadar kötü geldi. Sabah serinliği, akşam esintisi diye bir şey yok, günün hiçbir saatinde, hava bir nebze olsun serinlemiyor, ılık ılık yağan yağmurlarsa, nem oranını yükseltmekten başka bir işe yaramıyordu. Geceleri yatağın, yastığın serin köşelerini arayıp dururken, akıllılıkla delilik arasındaki o ince çizgide gittim gittim geldim. Bu ölümcül sıcağa katlanmamı sağlayan birinci unsur dostlarım, ikinci unsur ise ana-baba evimin, Sultandağları’na bakan arka odasında, tüllerin hafif hafif uçuştuğu, kupkuru, serin ve şefkatli bir Akşehir sabahına uyanma hayaliydi.

İşte bu hayalle bindim beni Akşehir’e ulaştıracak otobüse. Başınızı şişirmeyeceksem, çalışkan olduğu kadar boşboğaz olan muavinimizle önümde oturan yaşlı bey arasındaki diyaloğu -monolog demek daha doğru- paylaşmak isterim.

Muavin: Amca ben seni bi’ yerden bilcem amma...

Yolcu: Bilmem...

M: Hatay’da gördüm ben seni.

Y: Hatay’a gitmedim hiç.

M: Gördüm ben seni.

Y: Bilmem...

M: Aslen nerelisin?

Y: (Söyledi, ama ben duyamadım)

M: Iıh... Orada görmedim ben seni.

Y: Bilmem...

M: Ben seni bilcem bilmesine de sen otobüsten inmiş olcan...

Cana yakın” muavinimiz, bu boş konuşmanın ardından, o yolcunun önünden geçerken her seferinde ya doğrudan “bilcem ben seni…” dedi ya da imada bulundu. Zavallı adam Eskişehir’de indi de kurtuldu.

Yakıcı sıcağın altında derelerden, tepelerden, kentlerden, köylerden geçtik. Güya bizi serinleten, ama diğer yandan sıcağa büyük katkıda bulunan otobüsün kliması hiç susmadı. Yol boyunca, zaman zaman mendil kadar bir ağacın gölgesine sığınmış koyunlardan başka, doğru dürüst ne insan ne hayvan gördüm. Uğradığımız şehirlerin terminallerinde, bizim otobüsümüze binecek insanlardan başka kimsecikler yoktu. İssi sıcak her yeri ele geçirmişti.

Sonunda yollarla birlikte gün de bitti. Bolvadin’i geçer geçmez güneş Sultandağları’nın ardında yitip gitti. Şimdi gün, üşümesin diye sevgilinin omuzlarına attığı, pembe, mor hâreli bir şal artık. Bense, hiç yabancısı olmadığım bir hüznün elinde, terk edilmiş bir sevgili gibiyim. Neden bu kadar kötü yapıyor beni, bu sararmış coğrafya, bu taşlı tozlu yollar, kavruk insanlar, dilsiz evler…

Değirmenköy, Ulupınar, Yeniköy…

Yolcular iyice azalınca şoförümüz radyosunun sesini biraz daha açıyor. Spiker, Tokat Reşadiye’den bir türkünün anonsunu yapıyor:

Kiraz koydum sepete
Yâr oturur tepede
Kıymet kızın gözleri de
Şan oldu memlekete”

Türkü yakışıyor kiraz memleketine. Evlerin ışıkları bir bir yanarken, çocukluğumun ve ilk gençliğimin saflığıyla giriyorum Akşehir’e. Senelerdir mezbelelik gibi duran, kirli, kırık dökük terminal binası bile sevincimi gölgeleyemiyor. Otobüsten indiğimde, gerçek bir serinlik, saatlerdir klimanın sahte soğukluğu altında sersemleyen bedenimi sevgiyle sarıyor. Annemden bol zeytinyağlı bir domates salatası istemiştim. Suyuna ekmeğimi banmaya koşuyorum.

 


Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Mobil
Bahti 2018-08-08 16:47:30
Nigar, kendi kişilikli yazım ūslubunu oluşturmuş(ismini yazmayin, ilk parağrafında tanırım Bizimgızı;-) Akşehir'imizin yūzakı bir gūzel beyin+yūrek+ruh.
En sevdiğim yanı, yazısını okutur gibi yapıp, alır yanına götūrūr Sizi de, nerdeyse-nereyeyse.

Dikkat:Bağımlılık yapar
Toplam 1 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...
















« geriileri »
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
E-Mail Bülten Kaydı
Döviz Kurları
Arşiv Arama
- -
Anket
İstasyon Gazetesi
© Copyright 2014 İstasyon Gazetesi. Tüm hakları saklıdır.
GÜNDEM
SPOR
SİYASET
EĞİTİM
DÜNYA