NASREDDİN HOCA


Bu makale 2018-07-07 05:03:58 eklenmiş ve 400 kez görüntülenmiştir.
İdris Doğan

Son yıllarda Nasreddin Hoca’ya sahiplenme konusunda Akşehir ile Eskişehir arasına, siyasetçileri anlıyorum da, bilim insanları da girdi. Hele hele ne zamana ve kime ait olduğu belli olmayan bir taşı, “Akşehirliler çalmasın diye kilitledik.” diyen zihniyeti samimiyetten uzak, fevkalade yanlış ve tehlikeli bulurum. Bu eşine az rastlanır bir istismardır. Evet, kimileri için istismar ve tabasbus başkalarının yanında şeref ve paye arama vasıtasıdır.
Doğru, Merhumun doğum yeri konusunda asılsız tartışmalar var, böyle giderse var olmaya da devam edecek. Tarihçi değilim, ancak merak edenlerin büyük tarihçi İsmail Hakkı Konyalı’nın bu konudaki tespitini gözden geçirmelerini ve asla unutmamalarını tavsiye ederim.
Türkiye’de medrese, tekke ve zaviyeler konusunu araştıranlara şunu sordum: “Medrese, tekke ve zaviyelerin kapatılmasıyla oralarda bulunan binlerce, on binlerce el yazması kitaplar neden ortada yok?” Muhataplarım bu soru karşısında yutkunur nedense; belli ki, konu üzerinde durmamayı durmaya, susmayı konuşmaya yeğlemektedirler. 
Yüzyıllar boyu medrese, tekke ve zaviyelerde satır satır okunarak hıfzedilen kitaplar ve menakıpnameler, köksüz ruhsuz yeni bir nesil oluşturma adına, Türk kültürüne savaş açmış gafillerin elleriyle buharlaştırılıp yok edilmiştir. Batılılaşma adına öyle felaketler yaşadık ki, Batı’nın bilgisi, tecrübesi ile onun inanç ve moral değerleri hayatımızın her alanına insafsızca boca edildi.
Diğer emsallerinden farklı olarak Nasreddin Hoca unutulma ateşinde yanıp kül olmaktan milletin hafızası ve sağduyusu yanında, bir de türbesi sayesinde kurtuldu. Lâtife ve nükteye zarafet yükleyen kadim medeniyetimizin gülen yüzü Nasreddin Hoca’nın Akşehir’de emlâki, medresesi ile zaviyesi bulunmakta idi. İyi ki, bu toprakların mührü mesabesindeki türbesi dimdik ayakta. Yüksek bir deha sahibi, insanlığa hikmet deryasından tertemiz damlalar sunan; milli, tarihi ve kültürel mirasımız içinde özel bir yere sahip olan Hoca’mız, sözlü edebiyatımızın sınırlarını aşarak geldi bugünlere. Fıkralarıyla yüzyıllar ötesinden günümüze uzanarak bizi aydınlatan; insanlığın ümidi, heyecanı, gülümseyen yüzü sayılan Nasreddin Hoca’nın bir masal, bir destan kahramanı olarak algılanmasını cidden kaygı verici bulur ve kahrolurum. Yüzyıllar ötesinden, insanlığın üstün payelerinden olan sabır, şeref ve izzetin ancak zarafetle, tebessümle kıymet kazanacağını, aksi takdirde insanlığın bir yanının daima eksik kalacağını bizzat gösteren bir âlim, bir arif nasıl olur da soyut kültürel varlık haline dönüştürülebilir?
Nasreddin Hoca adına şenliklerin düzenlediği bugünlerde zihnimizi biraz daha yorma adına yazdım bunları. Evet, Hoca insanlık için hoşgörü, dostluk, barış ve iyimserlik sembolüdür ve olmaya da devam edecektir.
Mizah Ustası veya Halk Bilgesi diye sunulması bir yana Nasreddin Hoca, ömrünü insanlara doğru yolu göstermeye hasretmiş, onları kötümserlikten, karamsarlıktan çekip çıkarmış bir mürşittir. Bunu yaparken kendisine has bir yol izlemiştir. Hakkın anlatılması ve toplumda bozuk yönlerin düzeltilmesi için, meseleyi halkın anlayacağı bir dil ve üslûpla, kısa ve öz olarak nükteli bir şekilde dile getirmiştir.
Nasreddin Hoca, halka doğruyu tavsiye eden âlim ve arif bir münevver; nezih bir mizah dili kullanan harika bir hazır cevap üstadıdır. Kendisi, çağdaşları Mevlana Cellalettin-i Rumi, Hacı Bektaş-ı Veli, Seyyit Mahmut Hayrani, Ahi Evran gibi, Haçlı seferlerine ve Moğol akınlarına maruz kalan Anadolu’nun vatan haline dönüşmesinde büyük emeği olan gönül erlerimizden biri, hatta en önemlisidir. Aslında fıkrada mayaladığı göl, Anadolu; maya tutan su ise, milletimizdir.
Kimi haddini bilmezlerin iddia ettiği gibi, onun kıssaları asla ahlâka ve edebe aykırı değildir. Öyle olsaydı latifeleri, nükteleri ibret dolu birer darbımesel halini alarak atasözüne dönüşür müydü? Hoca efsanevî bir kişilik de değildir, yaşadığı yer, zaman ve mekân ayan beyan belli bir mübelliğ, bir muallimdir. Türk milletinin yüksek zekâsını, ince mizah gücünü en iyi şekilde yansıtan nüktelerin en belirgin özelliği inancımıza uygun olması, Kutsal Kitabımızda yer alan emir ve yasakları bir lâtife üslûbu tadında dile getirmesidir. Nasreddin Hoca, insanı ve toplumu her yönüyle çok iyi tanımış; sözünü insanların aile, komşuluk, dostluk, ticarî birlikteliklerine ait gördüğü aksak yönleri düzeltmek ve nasihat amacıyla sarf etmiştir. Onun fıkraları, Hayrani Altuntaş Hoca’nın tespitiyle söylemiş olayım, adeta birer ayet tefsiridir. Merhumun nükteleri, geçmişte olduğu gibi, günümüzün pedagog, sosyolog ve psikologlarının da yararlanabileceği, çağımız insanının içinden çıkamadığı problemlerine çözüm bulabileceği eşi bulunmaz, harika bir kaynaktır. Haydi, bugünlük de böyle olsun; çok hoşuma gider, sizlerle paylaşmak isterim “Hâzâ Terceme-i Nasreddin Efendi Aleyhir-Rahme” adlı yazma eserde: “İşte Nasreddîn Efendi’nin kibâr-ı evliyâdan (evliyânın büyüklerinden) olduğuna şek ve şüphe yoktur. Merhûmun bu kıssalardan haberi var yok, böyle yazmışlar. Her kim okuyup tamâmında bu merhûmun rûhu için bir Fâtiha bağışlarsa, Hak sübhâne ve teâlâ ol kimsenin âhir ve âkîbetini hayreyleye.” şeklinde bir tespit ve dua vardır.
Biz de kendisinden feyiz aldığımız Çağların Hoca’sına, bu vesileyle duada bulunalım; Allah kendisine rahmet etsin.
idris-dogan@hotmail.com
Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...
































« geriileri »
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
E-Mail Bülten Kaydı
Döviz Kurları
Arşiv Arama
- -
Anket
İstasyon Gazetesi
© Copyright 2014 İstasyon Gazetesi. Tüm hakları saklıdır.
GÜNDEM
SPOR
SİYASET
EĞİTİM
DÜNYA