İNSANIN EN AĞIR İMTİHANI; MALDIR


Bu makale 2018-06-07 20:29:56 eklenmiş ve 292 kez görüntülenmiştir.
Remzi AYVAZ (KÜRSÜDEN)

Hayatta insanın en ağır imtihanlardan birisi maldır. Nereden kazanıp, nereye harcadığı ve zekâtını verip vermediği sorusu insanın  en ağır imtihanıdır. Zekat, fakirin hakkıdır, , mutlaka verilmesi gereken farzdır. Verilen zekat malı temizler ve bereketlendirir. Dünyada da ahrette de insan için büyük bir mutluluk ve mükafattır.

Kelime olarak zekât, temizleyen,  arındıran, bereketlendiren  demektir. Zekât,  malı, nefsi, vereni, alanı  temizler, arındırır, bereketlendirir. İmânı güçlendirir, materyalist duygulardan temizleyen, insan için emanet ve imtihan olan malı, emanetin sahibinin  emir ve nehiyleri göz önüne alınarak kazanarak ve sarf ederek hareket  etmektir. Zekât, ahlâkı güzelleştirir.                                

Namaz dinin direği olduğu gibi, zekâtta islâmın köprüsüdür. Hz Ebu Bekir döneminde islam’ın bütün şartlarını kabul ettikleri halde zekâtın kendilerine ağır geldiğini, vermek istemediklerini söyleyenlerin  bu davranışını dinden dönme kabul eden Hz Ebu Bekir (ra), onlarla Peygamberimiz zamanında verdikleri bir oğlağı bile verinceye kadar harp edeceğini söylemiştir. Zekatı vermemeyi dini bozma  ve dinden çıkış kabul etmiştir. Kur’ân-ı Kerim’de kafir ve münafıkların özelliği sayılmıştır. Maun suresinde de Allahü Teâla :”Dini yalanlayanı gördün mü? İşte o, yetimi iter kakar.Yoksulu doyurmaya da teşvik etmez” buyrularak bunların  dini yalanlama anlamı taşıdığı belirtilmektedir.

Çalışmak, kazanmak, üretmek islâmın öncelikli emridir. Kimse kendi el emeğinden daha hayırlı bir lokma yememiştir. İnsanın kendi kazanıp harcadığı nafakanın  fazlasından  sadaka, zekat, Allah yolunda hayır ve hasenatla infakta bulunup  insanlığa faydalı olmak elbette ne kadar güzel salih amellerdendir. İyi bir mal, iyi bir insan için ne kadar iyidir. Allah’ında, insanlarında  sevdiği  kişiler bunlardır. Veren el,alan elden üstündür.

       İnsanlık tarihinde fesat ve isyanlara, anarşi ve kargaşalara sebebiyet veren iki kelimedir: “Ben tok olduktan sonra başkası açlıktan ölse bana ne!” ve “Sen çalış ben yiyeyim.” Bencil ve egoist bir zihniyetin mahsulü olan birinci kelimeyi ortadan kaldıran zekât ibadetidir. İkinci kelimeyi kökünden söküp atan da faizin her türlüsünün yasaklanmasıdır. “Allah faizden elde edilen malı mahveder. Sadakaları ise artırır, bereketlendirir…” ( Bakara 276)

İslâm, insanlığa bir hayat nizamı sunmaktadır. Bu nizamda da toplumun iktisadî yapısının temel dayanağı infak, zekat  ve sadaka prensibidir. İnsanlar sırf Allah rızası için harcama yapmaya teşvik edilmektedir. Bu nizamda sosyal ve iktisadî münasebetler çıkar ve menfaat esasına dayanmamaktadır. Her şey Allah rızası için yapılır, hayırda ve iyilikte yarış edilir. Böyle yardımlaşma ve dayanışmanın olduğu bir toplumda haset, fesat, fitne ve düşmanlığın, çıkar çatışmasının yerini  sevgi, saygı, duâ, kardeşlik alır. Zekat sosyal hayat için büyük bir sigortadır. Zekâtın verildiği bir toplumda yokluk, yoksulluk bir korku değildir. Müslüman başkalarını da düşünür.   “Komşusu açken yatan bizden (bu ümmetten)değildir.” 

Sadaka, nafaka, salih amel, karz-ı hasen ve zekât gibi sözcükler, aynı eylemin farklı safhalarını nitelemektedir. Verme işi;  ilahi emrin tasdik edilmesine nispetle sadaka, verileni geçindirmesi yönüyle nafaka, bir ihtiyacı gidermesi açısından salih amel, karşılığının öteki hayatta alınacak olmasına nispetle karz-ı hasen, arındırıp eğitmesine nispetle de zekâttır.

Zekât berekettir. Zekâtı verilen malın artışı, budanan asma çubuğunun daha gürleşmesi ve  üzümündeki artış gibidir. Hiç kimse zekât verdiği için fakir düşmemiştir; aksine zekât malın bereketini arttırır, gönülleri birbirine ısındırır.  “Mallarını Allah yolunda harcayanların hâli bir daneye benzer ki, ondan yedi başak, her bir başakta da yüz dane bulunur. Allah dilediği kimseye, yaptığı iyiliğin karşılığını böyle kat kat verir. Allah’ın lütfu geniştir ve ilmi her şeyi kaplar.” (Bakara : 261)  Aynı surenin 265. Âyetinde ise bir başka misal verilmektedir.  “Allah’ın rızasını kazanmak arzusuyla ve kalben mutmain olarak mallarını Allah yolunda harcayanların durumu, yüksekçe bir yerdeki güzel bir bahçenin durumu gibidir ki, bol yağmur alınca iki kat ürün verir. Bol yağmur almasa bile ona çiseleme yeter… “

Cimrilik edip de zekâtını vermeyenlere ise Kur’ân-ı Kerim’de acıklı bir azap hazırlandığı haber verilir: “Altını ve gümüşü biriktirip de onu Allah yolunda harcamayanları acı bir azapla müjdele! O gün bu altın ve gümüşler Cehennem ateşinde kızdırılır da, alınları, yanları ve sırtları onunla dağlanır. ‘İşte kendiniz için biriktirdiğiniz budur; şimdi biriktirdiklerinizin tadına bakın’denir.” (Tevbe Sûresi: 34-35) 

Dengesi bozulmuş, kimi açlıkla, kimide tokluktan  aşırı obozite ile mücadele ettiği dünyada  zekatla tedaviye ne kadar da çok  ihtiyaç var. Arınıp temizlenenlere, Allah’ın rızasına erenlere ne mutlu. Zekat vermek ölüm anında îmanla gitmek içinde büyük bir sigortadır. Huzuru ilâhide en ağır imtihan olan mal imtihanını  verecek bir hayat yaşamak niyazıyla….

Not: Kur’ân’ın indiği bin aydan daha hayırlı Kadir Gecesine nail olabilmek dileğiyle  tebrik ederim.

Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...
































« geriileri »
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
E-Mail Bülten Kaydı
Döviz Kurları
Arşiv Arama
- -
Anket
İstasyon Gazetesi
© Copyright 2014 İstasyon Gazetesi. Tüm hakları saklıdır.
GÜNDEM
SPOR
SİYASET
EĞİTİM
DÜNYA