İNANNA’YLA DUMUZİ


Bu makale 2018-05-02 08:28:33 eklenmiş ve 745 kez görüntülenmiştir.
(BABİL) Nigâr Mat Ağyel

Mayıs, ayların gülüdür, 

Taze bir çiçek dalıdır, 

İçerim ateş doludur; 

Mayıs‘ta gönlüm delidir.

Sabahattin Ali

Eski Yunan’ın aşk ve güzellik tanrıçası Afrodit’in adını herkes bilir de İnanna’yı pek bilen çıkmaz. İnanna da Sümer’in aşk ve güzellik tanrıçasıdır. Onun, Çoban Tanrısı Dumuzi’yle yaptığı evlilik Sümer ülkesine bereket getirir. Büyük bir aşkla başlayan bu evlilik, İnanna’nın  Yeraltı Tanrıçası olan kız kardeşi Ereşkigal’in kocası Gugalana’nın cenaze törenine gitmesinin ardından bozulur. İnanna şahane giysiler içinde, gösterişli mücevherleriyle yeraltı dünyasının kapısına geldiğinde durdurulur. Ondan hiç hoşlanmayan kızkardeşi,içeri girebilmesi için üzerindeki her şeyi bırakması gerektiğini söyler. Geçtiği yedi kapı boyunca her şeyini bırakarak, çıplak ve eğilmiş halde kardeşinin yanına varır İnanna. Ereşkigal onu öldürür. Dumuzi’yi baştan çıkarmak için de yeryüzüne bir kız gönderir. İnanna’nın veziri Ninşubur, Bilgelik Tanrısı Enki’den, tanrıçayı kurtarmasını diler. Enki sayesinde İnanna tekrar yeryüzüne dönebilecektir, ama bir şartla; yerine birini bırakması gerekmektedir. Kimi bıraksam acaba diye aranırken, kocası Dumuzi dışında, herkesin, onun yokluğuna çok üzüldüğünü görür. Buna çok içerleyen İnanna, yerine kocasını seçer. Dumuzi yaptığına pişmandır, ama yine de yeraltını boylamaktan kurtulamaz. İnanna da çok üzgündür. Dumuzi’nin kardeşi, Tanrıça Geştinanna fedakârca bir çözüm bulur. Dumuzi’nin yerine, yarım yıl yeraltında o kalacak, bu süre zarfında Dumuzi de yeryüzüne çıkacaktır.

Sonunda Dumuzi yeryüzüne çıkar, biricik karısı İnanna’yla birleşir. Bu birleşme gerçekleştiğinde, yeryüzü âdeta yeniden doğar. Sular çağıldar, topraktan bitkiler fışkırır. Hayvanlar yavrular, yumurtlar, çoğalır. Her yan bereketle dolar taşar. Sümerler o günü, yeni yılın başlangıcı kabul ederler.

Yeni yılın, kışın ortasında başlaması, oldum olası bana da çok tuhaf gelmiştir. Ortada fol yok, yumurta yok; bu neyin başlangıcı? Çağdaş dünyadan kopmamak adına,  o dünyanın gerektirdiği takvim, saat, ölçü vs kabulüm, ama geleneklersöz konusu olduğunda yüzümü, geldiğim yöne, doğuya dönmeyi tercih ederim. Anadolu’dan başlayarak, pagan köklerime sarılıp gidebileceğim yere kadar gitmek isterim. Ağacın, kuşun, balığın, güneşin, ayın, derenin, dağın, anam, babam, kardeşim olduğu, o kadim zamanlara. Doğaya, dünyaya vereceğim zararın, kendime zarar vermekle eş değer olduğu zamanlara.

Pastoral hayat söz konusu olunca, bunu Yaşar Kemal’den daha iyi anlatacak biri bulunur mu? Konusu, bir yörük obasının sonu olan, ağıt niteliğindeki “Binboğalar Efsanesi” romanında, doğanın uyanışını şöyle anlatır söz ustası:

“Bu gece beş mayısı altı mayısa bağlayan gecedir. Bu gece denizlerin ermişi İlyas’la karaların ermişi Hızır buluşacaklar. Dünya kurulduğundan bu yana bu iki ermiş her yıl, yılın bu gecesinde buluşurlar. Eğer bir yıl buluşmayacak olsalar, denizler deniz, topraklar toprak olmaktan çıkar. Denizler dalgalanmaz, ışıklanmaz, balıklanmaz, renklenmez, kururlar. Topraklar çiçeklenmez, kuşlar, arılar uçmaz, ekinler yeşermez, sular akmaz, yağmurlar yağmaz, kadınlar, kısraklar, kurtlar, kuşlar, börtü böcek, tekmil yaratık doğurmaz. Eğer onlar buluşamazlarsa... Kıyametin habercileri Hızır’la İlyas olacaktır.  Hızır’la İlyas her yıl dünyanın bir yerinde buluşurlar. Onlar o yıl hangi yerde buluşmuşlarsa orada bahar bir başka türlü patlar, o yıl çiçekler daha bol, daha büyük, her yılkinin birkaç misli iri açarlar. Arılar daha renkli, daha kocaman olurlar. İneklerin, koyunların sütleri daha bol, daha besleyici olur. Gök daha arı, daha başka mavilenir. Yıldızlar daha irileşir, daha parlaklaşırlar. Saplar başakları, ağaçlar çiçekleri, meyveleri götüremezler. İnsanlar o yıl daha sağlıklı olurlar, hiç hastalanmazlar. O yıl ölüm de olmaz. Ne bir kuş, ne bir karınca, ne arı, ne kelebek ölür. 

Hızır’la İlyas’ın buluştuğu an, biri mağrıptan, biri maşrıktan iki yıldız doğar, yıldızlar Hızır’la İlyas’ın buluştuğu yerin üstüne kayarak gelirler, tam Hızır’la İlyas birbirlerinin elini tutarlarken onlar da birleşirler, tek bir yıldız olurlar. Hızır’la İlyas’ın üstüne ışık olup sağılırlar. Hızır’la İlyas’ın el ele tutuştuğu, yıldızların gökte birleştiği an dünyada her şey durur, akarsular kirp diye oldukları yerde donmuşçasına durur kalırlar, yeller esmez, denizler dalgalanmaz, yapraklar kıpırdamaz, damarlardaki kan akmaz, kuşlar uçmaz, arıların kanatları titremez. Her şey durur, hiç, hiçbir şey kıpırdamaz. Yıldızlar akmaz, ışıklar yürümez. Dünya bir an için ölür. Sonra her şey birden uyanır, dehşet bir yaşam patlar. 

İşte bu gece sabaha kadar insanlar birleşen yıldızları görmek için evlerden dışarılara uğrarlar, yüksek yerlere, dam başlarına, minarelere, tepelere, dağ başlarına çıkarlar. Bir de su başlarını beklerler. Çeşmelerin, pınarların, çayların başlarını beklerler. Gözlerini sudan ayırmazlar. 

Kim ki gökyüzünde yıldızların birleştiğini görür, o anda ne isterse olur. Ama ne isterse.”

Eski takvimlerde sene, yaz ve kış olarak, basitçe ikiye ayrılıyor. Yaz mevsimine “Hızır Günleri”, kış mevsimine “Kasım Günleri” deniliyor. Yüz seksen altı gün sürecek Hızır günleri, 6 Mayıs’ta Hıdırellezle başlıyor. 8 Kasım ise yüz yetmiş dokuz gün sürecek Kasım günlerinin başlangıcı.

İster İnanna’yla Dumuzi’nin birleşmesi deyin, ister Hızır’la İlyas’ın buluşması; 6 Mayıs, bir yılı başlatmak için çok yerinde bir tarih bence. Gönlümüzden geçenleri; öldüğüne ve her defasında yeniden doğduğuna şahit olduğumuz doğayla paylaşmak için de çok uygun bir tarih. Dileklerimizi, hayallerimizi, sonsuz kere doğurgan ve bereketli topraktan başka, kimden isteyebiliriz ki? Derelere, denizlere, gül dallarına gidişimiz boşuna değil. Hayal meyal bir hatırlayış, bir öze dönüş.

5 Mayıs’ı 6 Mayıs’a bağlayan gece, Anadolu’nun her yerinde Hızır’la İlyas beklenir. Kimi yerlerde su kenarlarına küçük taşlarla dilenen şeyi temsil eden şekiller yapılır, kimi yerlerde dilekler bir kağıda yazılır, gül ağaçlarının dibine gömülür ya da dalına asılır. Taze yemekler yapılır, tencerelerin kapakları, un, şeker, bakliyat kapları, dolap kapıları, cüzdanlar açık bırakılır. Hepsi de Hızır kolayca ulaşsın, bereketli elini dokundursun diye. Tatarlar yere serdikleri bir örtünün üzerine un döküp bırakırlarmış mesela. Ertesi gün at nalı şeklinde bir iz görecek olurlarsa, Hızır’ın atının ayağının değdiği bu undan hemen bir şeyler pişirir, yer ve herkese dağıtırlarmış. Gün doğumundan önce çiy tanelerini toplayıp, onunla yoğurt mayalayanlar da var. Tutarsa, yine anlıyorlar ki Hızır uğramış.

Hıdırellez’de, kış boyu kapalı duran ruhumun bütün pencereleri açılmış gibi, tarifsiz bir tazelik ve ferahlık hissederim ben de. Kim bilir, belki de,adını aldığım, ama hiç görmediğim anneannemin hatırasıdır bu ferahlık hissini yaratan. Her 6 Mayıs günü, sabah ezanıyla uyanır, dileği yerine gelecek mi gelmeyecek mi anlamak için bahçeye koşarmış. Çünkü, bir gece evvel, aynı kökten çıkmış iki yeşil soğanın birine dileğini söylemiş, sonra ikisini birbirine bağlayıp, uçlarını eşit şekilde kesmiştir. İşte ertesi sabah, soğanları bağladığı ipi çözüp, uçları yan yana getirince, dilek tuttuğu uç uzamışsa, anlayacaktır ki dün gece Hızır kamçısını ona yardımcı olmak için sallamıştır. Bunu anladıktan sonra hemen üst kata çıkar, “Haydi uyanın, Hıdırellez her yerde geziyor, her yeri kamçılıyor!” diye tüm ev halkını uyandırır, bütün camları, kapıları açarmış. Bir gün önceden dip bucak temizlenmiş evi yeniden derler toparlar, hayatı (evin girişindeki taşlık) ve evin önünü tertemiz süpürürmüş. İnanışa göre, 5 Mayıs’ı 6 Mayıs’a bağlayan gece, Hızır kamçısını vurur ve işte ondan sonradır ki bitkiler büyümeye başlarmış. 

Aslında hareketlilik 5 Mayıs günü, ikindi namazından sonra başlarmış. Çocuğu olmayanlar, evlenmek isteyenler, ev alacaklar, sınava girecekler, dükkân açacaklar, kendilerine en yakın ermişlerin mezarlarına gider, dilek tutarlarmış. Annemler genelde İğdeli Dede ya da Baba Nimet’i tercih ederlermiş. O gün her taraf, minik taşlardan yapılmış evler, dal parçalarından kapılar, etraftaki ağaçların dallarına yapılmış minik salıncaklarla dolar taşarmış. Bir gün evvel Hızır’la İlyas’a dileklerini ileten kadınlar, ertesi sabah bu iki ermişin buluştuğunu düşündükleri çok erken saatlerde yeniden aynı yerleri ziyaret eder, dilekleri artık “ilgili mercilerce” görüldüğü için, yaptıklarını bozar, dualarla teşekkür ederlermiş. 

“Evime, aşıma, işime İlyas’ın; tıkanmış, yavaşlamış, durmuş işlerime Hızır’ın eli değsin. Hayatıma neşe, keyif, huzur, bereket gelsin. Buluşmalarının gücü bedenime aksın.”

 

“O günün pazar gününe denk gelmesini öyle çok isterdik ki” diyor annem. Sair günler sadece kadınlarla sınırlı olan Hıdrellez heyecanı, pazar olunca tüm aileyi sarar, hep birlikte Top Yeri’ne pikniğe gidilirmiş. Muhakkak ayakkabılar çıkarılır, bir gece evvel Hızır’ın kamçılayıp büyüttüğü çimenlere basılır, sağlık dilenirmiş. Bereket olsun diye kaynatılan “gölleler” yenir, neşeli bir yıl için ağız dolusu kahkahalar atılırmış. O gün kapıya gelen hiç kimse eli boş çevrilmezmiş. Ya Hızır’sa? Olabilir, çünkü Hızır her ne kadar güçlü, kuvvetli, babayiğit biriyse de kimlik değiştirerek fakir bir dilenci gibi dolaşıp, insanları sınayabilirmiş. Altı bin yıl öncesinden gelen kadim bir gelenekten söz ediyoruz. Bugüne kadar gelmişse, vardır bir bildiği insanların. Hem güzel şeyler dilemenin, istemenin kime ne zararı olabilir ki? Evinizin, ruhunuzun pencerelerini açın. Başta kendiniz olmak üzere, herkes için iyi dileklerde bulunun. İster güle asın, ister suya atın. Şans bu ya, bu yıl 6 Mayıs günü pazara denk geliyor. Eşi dostu alın, kırlara çıkın. Ayaklarınız toprağa, çimene değsin. Tazecik otlarla güzel yemekler pişirin, afiyetle yiyin. Size dayatılan her şeye, herkese inat, omuzunuza konan baharın farkına varın. Onca kıştan sonra hakettiniz.

Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...














« geriileri »
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
E-Mail Bülten Kaydı
Döviz Kurları
Arşiv Arama
- -
Anket
SİZİN VEKİLİNİZ KİM ?
FATİH SATILMIŞ
SALİH AKÇA
ORHAN ERDEM
BÜLENT AYCAN
İSMAİL AFŞAR
OSMAN FEDAİ
SEVİL SARGIN
İstasyon Gazetesi
© Copyright 2014 İstasyon Gazetesi. Tüm hakları saklıdır.
GÜNDEM
SPOR
SİYASET
EĞİTİM
DÜNYA