AKŞEHİR YEMEK FOLKLÖRÜ


Bu makale 2018-04-13 19:25:40 eklenmiş ve 672 kez görüntülenmiştir.
Mehmet Güleray

Bizde, yemek pişirme ve yemek yeme, çok önemli ve yerleşik bir olaydır.
Göçebe yaşayan Türk insanı, her konakladığı yerde bir ocak yakıp pişirecek birşeyler bulmuş, üşenmemiş aklını, becerisini kullanarak birçok yiyeceği birbirine karıştırıp, değişik tatlar ve çeşitler yaratmıştır. 
Yemek yemenin temeli karın doyurma esasına dayanmakla birlikte, önemli bir yanı da sosyal bir zevk ve dayanışma oluşudur kuşkusuz. Türk konukseverliği de bunun kanıtıdır. Geleneksel Türk mutfağının dini ve folklorik etkenlerden kaynaklanan bu dayanışma olayı, günümüze kadar gelmiş, insanımıza ayrı bir özellik vermiştir. Zaten amaç da, bu kültürümüzün yok edilmemesi, gelecek kuşaklara aktarılabilmesidir. 
Bizde, genelde, evde yemek yeme alışkanlığı egemendir. Nedeni ise doğal olarak, daha ekonomik ve temizliği yanında, alışılmış tadların tercihinden kaynaklanır. Bugün kırsal bölgelerimizde olduğu kadar, kentlerimizin büyük çoğunluğu da bu alışkanlığı sürdürür. 
Bazı töresel günlerde yapılan yöresel yemekler, yurt genelinde benzerlik taşımakla birlikte:ki bu benzerliklerin daha çok çeşitli etkenlerin oluşturduğu göçlerden ileri geldiği varsayılabilir. Alışılmış yöresel ürünlerin kullanılmasından oluşan farklılıklar da gözlenir.
Bu gelenekler, Akşehir’in yerli ailelerince de halen uygulanmaktadır. Örneğin bazı pazar sabahları, akşamdan fırına verilmiş “herse” nin dostlarla sıcak sıcak karşılanması bu keyifli beraberliği ne güzel vurgular.
Hemen her yöremizde görebileceğimiz Muharrem ayına özgü “aşure” yapımı ve dağıtımı da bir başka örnektir.
Kandillerde dağıtılan un, irmik veya susamlı helvalar, lokma veya pişiler tahinli pideler anımsanmadan olur mu? 
Ya bayramda sunulan çeşit çeşit ev ürünü baklavalar...
Bu arada Akşehir’in yemek davetlerinden söz etmeden geçmekse haksızlıktır.  
Kadınların, kendi hazırladıkları yiyecekleri konuklarına sunmasının ayrı bir önem ve heyecanı vardır. Herşeyden önce kadın burada konuğuna verdiği önemi gösterdiği gibi, kendi becerisini sergileme olanağı bulduğu için de gururludur. Çeşitli amaçlarla yapılan bu davetlerde uygulanan yemekler, geleneksel çerçeve içerisinde adeta “takım” oluşturur.
Sofraya önce, Akşehir deyişiyle, türüm türüm tereyağı ve nane kokan bol yoğurdunu karşıdan hissettiğimiz “bulama çorba” gelir.
Dilimleyip kızarmış patateslerin üzerine yerleştirilmiş haşlama et, üzerinde nohutlarla, karabiber  ve maydanoz serpilmiş olarak çorbanın hemen arkasından yetişir. Daha sonra minik minik sarılmış sıcacık yaprak sarmaları, kendine özgü “dolma sahanında” göz kırparak sırasını bekler. Bu arada, köşesinde sessizce duran su böreği veya kalın börek ise hoşafla birlikte asla unutulmaz. 
Ya nohutlu pilav! Bakır sahana tepeleme doldurulmuş, dumanını tüttürürken kapanış yemeği olduğunu bilircesine kasılır. 
Hepsinin üzerine, “ibre”den özel getirilmiş buz gibi su ile irmik helvası veya bol cevizli tel kadayıf için de mutlaka birazcık yer vardır.
Konuklarda kıpırdayacak hal mi kalır artık... Mutluluk mırıltıları ve övgü sözleriyle davet yemeği biter. Dua ve teşekkürlerden sonra herkez kendine rahat bir köye bulup oturur. Tatlı tatlı söyleşilerle sade kahveler yudumlanır...
Nice mutlu sofralar, aydınlık yarınlar dileğiyle...
Kaynak: Esin Şenoğlu
Nasreddin Hoca Dergisi Sayı:3
Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...
































« geriileri »
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
E-Mail Bülten Kaydı
Döviz Kurları
Arşiv Arama
- -
Anket
İstasyon Gazetesi
© Copyright 2014 İstasyon Gazetesi. Tüm hakları saklıdır.
GÜNDEM
SPOR
SİYASET
EĞİTİM
DÜNYA