ERENLER SOFRASI


Bu makale 2018-04-04 05:07:57 eklenmiş ve 1399 kez görüntülenmiştir.
Fatih BABAOĞLU (b(AŞK)a yazıyorum)

Elbette hepimiz katılmışızdır. Ne bileyim işte, düğün yemeği, cenaze yemeği, falancanın mevlit yemeği, filancanın bilmem ne yemeği…
Ya da en azından eş dostla bir lokantaya gitmişizdir. Dersini almasak da iyi ya da kötü ama kesinlikle birilerinin sofrasında kesinlikle buluşmuşuzdur. 
Peki hiç “Erenler Sofrası”dan bir lokmacık dahi olsa nasibine düştü mü?Yok yok elbette benimde düşmedi ama sofranın sahiplerinden biri gelip usul usul anlattı bu sofranın ne olduğunu. İstersen gel ona bir kulak verelim birlikte:
Eğer tok bir şekilde bir sofraya oturup aç kalkıyorsan bilin ki doğru sofradasın. Ne deme çünkü: “Erenler sofrasına tok oturan aç kalkar.” 
Sofraya değil sofranın sahiplerine bak her daim. Sofradakiler sana bakarsa ne âlâ. Bilesin ki onların nazarı öyle bir nazardır ki irfan, ibret, hikmet ile bakarlar sana. Gözle değil özleriyle bakar baktıkları yere ki:“Yek nazar eylese arifi billah/Aslı kemhareyi mücevher eyler” (Arif’in bakışı taşı mücevhere çevirir) denilmesi boşa değildir. O zaman anlarsın bakmak ile görmek arasındaki farkı ve o zaman anlarsın gözün görmek için yeterli olmadığını. Göze kıyl-ü kal derler “dedikodu” yani. Göz bu dünyaya bakmaya çalışan acizdir.
Dünyanın en kuvvetli ayaklarına sahip olsan da bu sofraya “Gel!” diye çağrılmadan gidemezsin. İşte o an anlarsın bu yolda ayaklar ile yürünmeyeceğini. Sadece yol değil bu yolda kılavuzun olmadan yürüyemeyeceğini o an anlarsın. Ben, ben dememenin kemale ermek olduğunu da anlarsın yolda yürümeye başlayınca. 
Sinirlenirsin bunca olana bitene… “Bunca olan bitenin hesabı sorulması lazım” diye kükrersin ama “Sus!” derler, “Sen hesap soran değil hesabı sorulansın!” Sessizce sofranın bir kıyısında oturursun. Rabbini tefekkür etmek için. Önce “haddini” bildirirler. Çünkü haddini bilince bilirsin kendini ve ancak o an anlarsın kendini bilenin Rabbini bileceğini. 
İçin kaynar, özün yanar sofranın sahiplerine. Dilin durmaz haykırırsın: “Sizi çok seviyorum” diye. “İspat” derler “sevgini ispat et.”Kendini gösterirsin; “yandım” dersin nafile. Külünü, dumanını görmek isterler. Ama yanar için. Kurur boğazın. Susarsın haykırarak. Bir damla su istersin, “pınar başında susar mı?” derler. 
Biliyorsan bilme, bilmiyorsan bil derler. Kitap alsan eline bildiğinle amel et ve sakın durma derler. Kabil’lere inat Habil’ce yaşa derler. 
“Dilsizler haberini kulaksız dinleyesi,
Dilsiz kulaksız sözün can gerek anlayası.”
Kendince oturursun bu sofraya kendini bilmeden. Sende ki seni bulup kalkarsın… Anlarsın o zaman aç olduğunu… Dilini kulağını kapatınca anlarsın… 
Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...
































« geriileri »
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
E-Mail Bülten Kaydı
Döviz Kurları
Arşiv Arama
- -
Anket
İstasyon Gazetesi
© Copyright 2014 İstasyon Gazetesi. Tüm hakları saklıdır.
GÜNDEM
SPOR
SİYASET
EĞİTİM
DÜNYA