DİNİ ANLAMADAN HAYATI ANLAMAK İMKANSIZDIR


Bu makale 2018-03-09 05:22:51 eklenmiş ve 412 kez görüntülenmiştir.
Remzi AYVAZ (KÜRSÜDEN)

Rabbimiz gönderdiği dinlerle, en güzel surette yarattığı insana hayatı, var oluş gayesini, sorumluluklarını, sıratı müstekımî, dünya ve ahiret mutluklarını öğretmektedir. İnsana nereden gelip, nereye gittiğini, niye geldiğini, hayatın anlam ve gayesini anlatarak,  insanın boşuna yaratılmadığını, başıboşta bırakılmadığını bildirerek hayatı en güzel nasıl yaşayacağını öğretmektedir.
Dini anlayıp yaşayan, yaşama sevinci içerisinde, ilâhi gayeler ve Allah rızası peşinde, dolu dolu bir hayat yaşar. Her şeyde bir hayır görür. Sabırla, yıkılmadan hayatı omuzlamaya devam eder. Yunus’un ifadesiyle:  ne varlığa sevinip (şımarır), ne de yokluğa yerinip (ümitsizliğe düşer.) 
Hayatı sadece yemek, içmek, gezmek, eğlenmek olarak gören bir insan için hayat,  insanın omuzlarında çekilmez bir yüktür. Belli bir dönem sonra hiççilik, hazzıslık,  gayesizlik, amaçsızlık,  anlamsızlıkla  daralan ruhuyla kötü alışkanlıklara yuvarlanmakta, kuruntu,  vesvese ile hayatı daha da kararmaya devam etmektedir.  Çağımızın psikolojik hastalıkları olan tatminsizlik ve kanatsızlık, dini yaşamın tersi olan ERDEMSİZLİK insanı nasıl huzursuz ve stresli hale getirmektedir. 
Müminin iç ve dış dünyası islâmla, îmanla ne kadar aydınlık, huzurlu ise kâfirinki de o nisbetle mutsuz, karanlıktır. Ölüm onun için âdeta korkunç, dipsiz bir kara deliktir. Manevi bunalım geçiren insanların iç dünyalarına, psikolojilerine dair çarpıcı misaller vardır. Hem inanç, hemde mânevi bir boşluğu, bunalımı iliklerine kadar yaşayan Tevfik Fikreti  dinleyelim: 
Yer boş, sema boş, kalp ve vicdan boş, tutunmak isterim, lakin heyhat, hüsran perdeleri ile örtülü bulunan karanlık ufkumda tutunacak bir nokta bulamıyorum. Kainatı kuşatan boşluk o kadar hazindir ki; etrafımda korkunç bir hiçliğin dönüp dolaştığını hissediyorum. Bu fikrî kararsızlık içinde beynim dönüyor. İhtiyar ve iradem sanki ayakta durmaya mecali kalmamış bir sarhoş gibi, derman aradığı ümid sahasına bir kerre düşmekten kendini alamıyor. İnançsızlıktan doğan bu yalnızlık öyle hazin bir gurbet halidir ki, kabristanların yalnızlığı ancak ona eş olabilir. Her şey ve her taraf karanlık, kainat; uzun bir hicran gecesinden ibaret. Akıl ve idrakimle birlikte bütün ruhî melekelerim hep karanlık içinde yüzüyor. Ruhumda kaskatı bir taşlaşmanın hakim olduğunu seziyorum. Herşey; ruh ve mânadan uzak bir kesâfet perdesi altında örtülü bulunuyor.  
Kalp gözüm bir an olsun hakikatin nurunu göremiyor, aslı insan olmayan bir takım vehimlere bulaşmış olan bu karanlık tıpkı mezarlıklarda ruhumuza dehşet ve haşyet veren karanlıklara benzer.”
Tereddüt ve inkârın bu karabasanını yaşayan Tevfik Fikret bu korkunç kâbustan ancak imanla çıkılabileceğini şöyle belirtiyor: “İnanmak.. İşte gurbette rûhani bir kucak. İnanmak... İşte bu karanlıklar içinde ruh dünyama açılan ve etrafa nurlar saçan bir ana cadde..” (A. Ulvi Kurucu. Gecelerin Gündüzü. sh: 55) 
Allâh’a, en güzel örnek  peygamberlere, ahrete  inanmak, Allaha hamdetmek, şükretmek, sabır , tevekkül, rıza  insan için çok büyük mânevi bir güçtür. Bu güçten mahrum olanlar ruhen boşturlar. Ruhlarını  mânevi gıdadan mahrum bırakmaktadırlar.  Bunun neticesinde bunalım ve buhranın karanlığında şaşkın bir hayat yaşamaktadırlar. Ruhunu imanla besleyenler ruhen huzurludurlar. Ruh sağlığı beden sağlığından önde gelir. Ruh sağlığını kaybedenler bedeni hastalıklarada davetiye de bulunmaktadırlar. 
Stres, depresyon, cinnet gibi birçok bunalım çok kere  anlamsızlıktan, mânevi boşluklardan, ruhi sıkıntılardan meydana gelmektedir. Sahip olduklarımızla mutlu olamamak, kanaatsızlık, tamahkarlık, kıskançlık, nefs ve arzulara esir düşmek ve benzeri kavramlarla açıklanır ki bunlar da dinimizin özünü oluşturan sıratı müstakim yolunun özleridir. Buradan da anlaşılıyor ki stres ve huzursuzluğun çaresinde sadece tıbbi çözümler  aramak tek başına yeterli değildir. Manevi çareler aramak bazen ilk ve son çare olabilir.  İslâm’a girerek şereflenenlerin ortak itirafları: “Müslüman oldum, huzur buldum” demek olmuştur. Bu huzur islâm’ın yaşanmasıyla da daha da artmaktadır.  
İnsan gayeli bir varlıktır. Ebedi hayata uzanmayan, ahiretle bağlantısı olmayan bir hayatın, kalıcı olmayan amellerin hiç bir değeri yoktur.  İşte o zaman  her şey boş ve yok hükmündedir. 
Erdemli, ilahi rızaya erecek, gaye ve sorumluluğunu yerine getirebileceğimiz dolu dolu bir hayat yaşamak niyazı ile feyizli  bir Cuma dilerim. 
Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...
































« geriileri »
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
E-Mail Bülten Kaydı
Döviz Kurları
Arşiv Arama
- -
Anket
İstasyon Gazetesi
© Copyright 2014 İstasyon Gazetesi. Tüm hakları saklıdır.
GÜNDEM
SPOR
SİYASET
EĞİTİM
DÜNYA