ÇÖP BİDONU


Bu makale 2018-02-14 04:33:18 eklenmiş ve 1627 kez görüntülenmiştir.
Erdoğan Özbakır

Uzun bir süredir yazmaktan, konuşmaktan, dinlemekten vazgeçtim. Kendimi kapattım. Bırakın siyasetle ilgili gelişmeleri “Fener” maçlarını bile izlemez oldum. Gece yapacağım insülün iğnesi olmasa saat 8’de kepenkleri kapatacağım. 
Yani saat 21.30 hepinizçe elveda...
Önceki gece yarısı saat 02.00’de telefonumun canavar düdüğü gibi sesiyle zıpladım. “Yes” tuşuna bastım. Karşımda kırk yıldır görüşmediğim bir öğretmen arkadaşım vardı;
“Hani sen bundan bir yıl kadar önce yazdığın yazıda Köy Enstitülerinin kuruluş tarihinin 16 Mart olduğunu yazmıştın ya (eeeee) bu yanlış! 16 Mart Öğretmen Okullarının kuruluş tarihidir...
Umarım rahatsız etmedim!...
Yalan yanlış bilgileri okuruma sunmamın faturasını kesti yani. Uykumun rem döneminde ve aylar sonra yapılan bu uyarıdan mutlu oldum!...
Sonra bir türlü uyku tutmadı bir oraya bir buyana dönüp durdum. Yeni bir yat geber ekmeği yemek için mutfağa oradan salona oraya buraya ve bu satırlara geçiş...
 
****
Daha önce yazmışsam ceza olarak yeniden okuyun. Ortaokul yılları başladığında tarihimdeki bütün okulları zamanında bitirebilme dönemleri kapanmıştı. 
Öğrencilikle hiçbir ilgisi olmayan işlerden biriydi okul bahçesinin bir kenarında duran çöp bidonunu tersine çevirip üzerine çıkardım. Etrafımda toplanan kalabalığa günün mana ve önemine dönük söylemler çekerdim.
Kalan boş zamanımda okul bahçesindeki çitf yönlü camekanda “DOLUNAY” adını verdiğim duvar gazetesini çıkarırdım. 
Birinci aktiviteme engel olamayan okul idaresi çareyi o çöp budonunu saklamakla buldu. 
O yılları görün büyüklerim bu çeşit işlerimi görünce 
“- Bu oğlan ileride mutlaka büyük bir siyasetçi olacak” diye düşünürdü... Ama sonrasında ben önce biraz, zorla öğretmen ek sıfat olarak “Temsili Nasreddin Hoca” oldum. Yani öyle pek geçer akçe olamadım yani...
****
Anılar zincirinde ikinci halka şehir stadyumunda oynanan bir futbol maçından geldi... (1969)
O gün Öğretmen Okulu öğretmenleriyle şehirdeki diğer okullar karması arasında dost!luk maçı vardı. Maçın iki kahramanından biri sevgili Şener Battal öğretmenimizdi. 
1960 darbesini takip eden Talat Aydemir olaylarında kapı önüne konan “Harbiye”lilerden biriydi.
Ortaokulda “Yurttaşlık” dersi öğretmenimizdi. Son derece kibar, duygusal, efendi bir adamdı. Sonrasında 1966 yılında Nasreddin Hoca ve Turizm Derneğinin destan yazan başkanı...
Gelecek yıllarda mevlam “Yürü Ya Kulum” değince Milletvekili bile oldu...
Öteki kahraman! Öğretmen okulunun Müdür Baş Yardımcısı Asım Enhoş Beden öğretmenimiz... Asan, kesen saldırgan asabi şahsiyet...
Sİyaset gereği önce Gençlik ve Spor Bakanlığında önemli bir bürokrat sonra Kredi ve Yurtlar Kurumu Genel Müdürü falan feşmekan bile oldu. Ama... Adam...
Maçın ilk yarısıydı nedense sol bek oynayan Şener Battal la karşı karşıya geldiler. Asım hoca Şener hocayı ezdi yetmezmiş gibi üzerine saldırıp Beden öğretmenliğinden gelme tüm yeteneklerini kullandı ve maç bitti...
 
****  
Çok kimse bilmez.
Akşehir’li olduğum halde Akşehir Öğretmen Okulunda birsüre yatılı okudum. Bu mektepten içeri dereceden girdiğim halde neredeyse sonuncu sıradan çıkmıştım. 
Herkesin kitap defter koyduğu yatakhanedeki özel dolabımda ekmek, peynir, zeytin gibi vs. yiyeceklerle doldurduğum için bir süre sonra koridorları fareler basınca tarafıma “olağanüstü hal” uygulandı. Derslerdeki not durumu üzerine kapının önüne koydular...
Sanki yapılacak iş yok! Benim zaten öğretmenlik mesleğine hiçbir ilgim yok. Gittim tiyatrocu oldum. Bir turne tiyatrosunda memleketi dolaştım. 
Rahmetli annem çok yalvardı hatta ilendi. 
Okulu mutlaka bitirmemi istedi. Bir yıl sonra geri döndüm. Artık ben yeniden girerken okulda ilk arkadaşlarımdan hiçkimse kalmamıştı. 
****
Buna benzer yüzlerce olay beynimin sağ yanından girip solundan çıkarken artık saat 04.00’e gelmişti. 
02.00’de beni arayıp bilgilendiren arkadaşımı aradım. 
16 Mart tarihiyle alakalı olarak verdiği bilgiye teşekkür! ettim. Cezasını buldu yani.
Size gelince sevgili okurlarım çoğunuz beni arıyorsunuz. Artık neden yazmadığımı soruyorsunuz...
Benden böyle saçma sapan suya sabuna dokunmayan yazılar istiyorsunuz... İlkini yazdım işte, vatana millete hayırlı olsun...
Durup dururken neden mahrem bölgelerini açıyorsun diyenler olacaktır. Yazarken öyle tepeden bakarak söylem geliştirmeme hiç gerek yok. Gizli saklı bir amacımda yok. Orası burası benim değil mi? İstediğim yeri açarım. 
Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...
































« geriileri »
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
E-Mail Bülten Kaydı
Döviz Kurları
Arşiv Arama
- -
Anket
İstasyon Gazetesi
© Copyright 2014 İstasyon Gazetesi. Tüm hakları saklıdır.
GÜNDEM
SPOR
SİYASET
EĞİTİM
DÜNYA