BU-GÜN GÖRÜŞ GÜNÜ


Bu makale 2017-12-21 07:02:37 eklenmiş ve 586 kez görüntülenmiştir.
Bayram ÇİNİ (AKADEMİKÇE)

Dünden Devamı...

Bayanlar Koğuşu ve kapalı alanda iki adet küçük ses düzenekleri ile ceza evini anlatan türkülere de yer verdik. Ki daha mistik bir ortam oluşması sağlandı. Yine kadınlar koğuşunda 2 adet hücre ziyarete açıldı.

Kapalı ceza evine girişte Ceza evi İnfaz Koruma memurlarından 2 görevli Seracettin ve Kadir, Yine Cez Evi Müdürlüğümüz Memurlarından Psikolog Öznur Kömürcü 7 gün süreyle bizlerle birlikte oldular.

Girişin sağ tarafı kısmında berber odası, Derslik, kapalı görüşün içerden girişi ve hücrenin bir tanesi ziyarete açıldı. Bu alanda çok bir anlatım gerekmediğinden görevli arkadaşlar zaman zaman buralarda sadece izleyerek gözlem yapmışlardır.

Giriş kapısı sol tarafa geçildiğinde mutfağı ihtiyacı karşılayacak tuvaletlerin lavabonun olmadığı küçük bir koğuş hemen yanında havalandırması genel ihtiyaçların karşılandığı ve 40 kişi yataklı 2. Koğuş bulunmaktaydı. En çok mesajın verildiği bizlerin doğada çektiği fotoğrafları bu alanlara sergilediğimiz alan yer almaktaydı. Doğada mı olmak istersiniz yoksa burada esaret içerisinde mi olmak istersiniz sorusunun sorulduğu yerdi. Bu alanda Kübra Önder, İrfan Babaoğlan, Abdullah Dai,  Hikmet Uğurluoğlu, Kadir Parpar, Beşir Şanlı, Mehmet Seymen arkadaşların sürekli değişilerek durdukları alandı.

Bizim asıl amacımızın gerçekleştiği ve her kişinin görmesini istediğimiz yer içerisini düzenleyerek mesaj oluşturulan hücremizdeydik. En uç noktasında boy aynası (normalde ayna olmaz) sadece bir yatağın sığabildiği dar oda. Yer o kadar dar ki bi o kadar da çok şey anlatıyordu bizlere. Kapıya gelindiğinde ziyaretçi kendisi dışarıda olmasına rağmen karşıda duran ayna vasıtasıyla hücrenin en uç köşesinde kendisini görmekteydi. Görüşün başladığı yerdi. Kimi görüyordu, kim görüyordu. Gören kendisi görünen de kendisi. Kendisi içerisinde kendisinin sorgusuydu bu. Bu-gün görüş günü…

Samet Lahnacı’ nın görev alanı olan yerde ilerisine gidilen Tecrit odaları ve üst katta bulunan koğuşlarla birlikte çocuk koğuşları da kapalıydı. Tecrit kapılarının üzerlerinde isimlerin olması fiziki şartların hazırlığı ve gönüllü üyelerimizin yetersiz olmasından kaynaklı kontrollerin yapılamayacağından buralar halka açılmamıştır.Ilgın İlçesine bağlı Kempos Köyünde İsmail Çavuş yaşardı. Çanakkale, Sakarya, 1. İnönü, 2. İnönü ve Büyük Taarruz da Atlı Süvari olarak Fahrettin Altay Paşa Komutası altında birçok savaşa katılmış ve ata biniş mahirliği ile atın altında kurşunlar içerisinde gidebilmesinden dolayı da Çavuş lakabının yanı sıra Pire İsmail olarak da anılmıştır. Cumhuriyet kurulup yıllarca süren savaşlar bitmiş köyüne gelip tarım hayvancılıkla ilgilenmeye başlar. İsmail sakin kimseye karışmaz kıt kanaat geçim derdi ile çocuklarının rızkı peşinde koşan ve savaşında verdiği derin acılar sadece yürekte değil bacaklarında da bir çok saçma olmasından dolayıda iyice güçsüzleşmiş olsa da işinin başındadır. Yine ormanlık alan içerisinde hayvanlarını otlatırken bir cinayet işlenir, İsmail’ e yakın bir alanda gerçekleşen bu cinayet, onun üzerinde kalmıştır. Köylü yakıştıramaz ama o dönemde mazlum halk hakkını savunamazda. Mahkeme, öldürülen kişilerin suçu atmalarını sağlamak için yalancı şahitlik etmişlerdir. Suç İsmailde kalıp Akşehir Cezaevine gönderilir. Burada yıllarca yatan İsmail içeride haksız yatmanın bedelini öderken, geride bıraktığı 4 çocuğu ve karısı yokluklar içerisinde zorluklar yaşamaktadırlar. Karısı Aliye en büyüğü 6 lı yaşlarda olan çocuklarını köyde bırakarak İsmailini ziyarete gitmek ister. O yıllarda araç olmadığından, hoş olsada araca verebilecek hiç parasının olmamasıda ayrı bir zorluk olsa da at yada eşekle de gidemeyecek olması dahada zorlamaktadır gidişi. İsmailine kesinlikle gitmeliydi, onu oralarda kimsesiz komamalıydı, hem dizlerinde de bir çok saçma kurşun yarası vardı hastaydı. Yürüyerek Akşehire gitmeye karar verdiğinde köyde durumu iyi olan birinden ayakkabı almalıydı. O ayakkabı yolda gitmek için değil İsmailinin karşısına çıktığında İsmail onu keçe sarılı ayaklarını görüp kahrolmasındı tüm çabası. Bulmuştu ayakkabıyı ama komşu kadının ayakkabının en ufak zarar görmesi durumunda ödeyeceğinide söylemesi üzerine büyük bir hazineye sahip olmanın sorumluluğunda çıkının en güvenli yerinde saklamasına sebep olmuştu. Bir sabah erkenden çıktı yola Aliye iki gün sonrasında Akşehire ulaşıp ceza evi kapısına geldi. İsmail’i ile demir parmaklıklar tel örgüsü arasında görüşüp belki İsmail görmedi bile ayakkabılarını. Özlemek eşyaya mı baktırır gözlere mi, zaten buğulanmış gözler yüreklere dokunur ki sevdanın özlemidir bu. Aliye ağlayarak ayakkabıları korumak için tekrar keçelerini ayağına geçirir tutar köyün yolunu, iki gün sonrası köyündedir Aliye ama yüreği Akşehir’ de kalmıştır. Zaten bir daha gidebilme dermanını kendinde bulamayarak yıllarca geçen zaman içerisinde çocuklarını büyütme telaşı ile atılan iftiralara sadece ahlar ve vahlar vardır. Daha cezası bitmeyen İsmail yıllar sonra bir gün Köye çıkar gelir, herkes şaşırmıştır. Oğulları boyunca olmuş en büyük kızı evlenme çağına neredeyse gelmiş sarılmışlar ağlaşmışlar o gün sabaha kadar bazen ağlamışlar bazen sevinçle de olsa hep gözyaşı akmış sel olmuş. Aliye nasıl olurda böyle bir şey olur diye soramamış, müebbet hapis’ in bir açıklaması vardır o da firar ama onu da konduramamış İsmail’ ine. Birkaç gün aradan sonra İsmail gerçeği söyleyivermiş ben kangrenim ölümüm bekleniyor bacağımdaki kurşunlar nedeniyle beni saldılar demesi daha da bir acı salmış yüreklerine.

 

Sürecek...

Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...
































« geriileri »
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
E-Mail Bülten Kaydı
Döviz Kurları
Arşiv Arama
- -
Anket
İstasyon Gazetesi
© Copyright 2014 İstasyon Gazetesi. Tüm hakları saklıdır.
GÜNDEM
SPOR
SİYASET
EĞİTİM
DÜNYA