ÇOCUKKEN... ÇOCUKTUK...


Bu makale 2017-11-15 05:00:07 eklenmiş ve 255 kez görüntülenmiştir.
Bayram ÇİNİ (AKADEMİKÇE)

Daha önceki yazılarımda çocukluğum ve gençliğimdeki doğa ve dağ sevdalarımdan bahsetmiştim. Bir kere o dönemlere girildi, neredeyse 1980’li yıllara ait doğa’nın güzellikleri mahallede arkadaşlarla o dönemin oynanan oyunlar derken bizlere anlamlı birçok malzemeler çıkmış olması sevindiriciydi. O günleri hasretle ansak ta yaşanılan dönem yokluk dönemiydi. Sıraya girilip gıda ve ihtiyaç ürünlerini almak şöyle dursun bulunmamasının adıydı yokluk… Benim çocukluğumun dönemiydi.
El Emekleri ile herkes üretimini kendisi yapar bazen takas yöntemi ile toplum içerisi etkileşimler yaşanırdı.  İlk paramı kazandığımda 5 yaşındaydım. Beagle cinsi bir av köpeği bir gün sokakta oynarken yanıma gelip sevimli hareketler yapması beni aşırı sevindirmiş olacak ki aldım eve getirdim. Eve getirdiğimde annem beslemem için izin vermiş hatta bana yardımcıda olmuştu. Bir ismi yoktu ama ailedeki herkese alışmış evin korumasını kendisine görev edinmişti. Ev dışı kişilere havlayarak güvenliği almış olması herkesten tam not alması benim köpeğim olduğundan gurur yaşatmaktaydı.  
Bir Pazar günü Ilgının mal pazarıydı. Köpeğimi pazarda gezdirerek diğer hayvanlarla tanıştırmaktı amacım. İlk küçük baş hayvanlarla (koyun, keçi, koç) sonra büyükbaş hayvanlarla (inek, boğa, at ve eşek) tanıştırıp gezimize devam ederken bir adam karşıma dikilip köpeği vermemi istedi, inatla vermek istemedim benim olduğunu söyleyerek adamın yanından geçmek isterken kağıt (5 lira) para teklif ederek sat bana dedi. Hiç kağıt param olmamıştı hemen kabul ettim. 5 yaşındaki bir çocuğu kandırmak hiçte zor olmaması gerek. O gün çevre ilçe ve köylerden pazara bırakılan köpekleri toparlayıp önümüzdeki pazara kadar sahiplenerek satacaktım. 9 tane toparlamış olduğum büyüklü küçüklü köpekleri eve getirdim. Evde annem yoktu. İçeriye alıp her birini mutfakta bulunan masanın bacağına, teldolabın ayağına olmak üzere kaçmamaları için bağladım. Sonra rafta bulunan tepsi ve taslara ekmek et ve su koyup ihtiyaçlarını gidermeleri yönünde de tepsilere kum koyarak bıraktım.
Yan odada otururken annemin çığlığı ile irkildim. Çok kızmıştı çok, tek çare kaçmak… Böylelikle köpek ticareti başlamadan bitmişti. Olsun ilk paramı kazanmanın da mutluluğu vardı. Üzerinden aylar geçti baharla birlikte bahçelerde benden büyük çocukların Fişkele (salyangoz) topladıklarını gördüm.
Elime bir poşet alıp bende otların arasında, ağaç birikintilerinin altına bakarak poşetimi doldurup fişkele alınır yazılı dükkana götürüp sattım. Bu işlem defalarca tekrarlandı. 
Evimizin mal pazarına yakın olması ticaretin her türlüsünü gerçekleştirme imkanı da vermekteydi. Bizim ticaretimiz seyyar olarak vergi ödemeden gerçekleşmekteydi. Okula başlamış mahalle dışında da sosyalleşme imkanı bulmuştum. Pazarın Pazar gününe dek gelmesi tatil günü olmasından dolayı fırsattı. Pazarda su satmak her zaman para kazanmanın en kolay yoluydu. Testilere gider su doldurur bir bardakla 1 liradan alıcılar bulabilmekteydim. Dökme suyla tabi gelir o kadar yüksek değildi. Mevsimine göre salatalık, elma, armut, mısır gibi meyve ve sebzeleri tepsi içerisinde bi tanesini 2,5 liradan satarak okul harçlıklarımı çıkartmaya devam ettim. İlkokul 3. Sınıfta artık pazara gelen besiciler iyice beni tanıdıkları için işleri nedeniyle yada pazarı gezmeleri gerektiği için genelde küçükbaş hayvanlar olmak üzere bana emanet etmeye başladılar. Bunun da bir ücreti vardı, saati 5 liradan sürülerini emanet etmeye başladılar. İşlerin ilerlemesi bahçeye bir yer ayarlayarak daha çok kişinin bıraktığı sürüleri kontrol altında daha güvenli olarak işlerimi de kolaylaştırmıştır. Bu şekilde yıllarca bir taraftan da su satarak devam etmekteyken başkaca işlerde yaptım. Evimizin aynı zamanda sanayi yanında ve tren yoluna yakın olması benim ufkumu açmaktaydı. Kendi oyuncaklarımı yaparak kendime bahçede bir oyun alanı oluşturarak harika zamanlar geçirmekteydim. Mahallemizde tek arkadaşım Mıstık tı. Zamanlarımı onunla değerlendirerek bir çok oyunları onunla geliştirmiştik. Marangoza giderek hurdaya ayırdıkları atıklardan çıtaları alarak uçurtma yapar uçurur, malzemelerini kullanmalarımıza izin verdiklerinden de fıçça (topaç) yapar oyunlarımızı oynardık. Uç mahalledeki çocukların ilgisini çektiği içinde daha da havalı oluyordu. Bir keresinde uçurtmayı bana sat diyen bir çocuk gelmesi bende yeni bir ticari kapı açmış oldu. İlkin de 10 tane uçurtma yapıp uç mahallede hepsini 10 liradan sattım. Sonra atılan araba lastiklerinin içlerindeki şambler den ve bahçemizdeki ağaçlardan da çatalını yaparak kuş lastikleri (sapan) yaparak satışlar gerçekleştirdim. Bu her yaz tatilinde gerçekleştirdiğim bir çalışma oldu. Çivilerden de tren yoluna koyarak yassıltması, ağaçlardan da sap yaparak minik kılıçlar yaparak hem oyuncak sahibi hem de satış pazarımı genişlettim. O kadar kaptırdım ki taşta birçok delik var diye yakın arkadaşım Kayhan’ a övgüyle bahsedince 20 liraya sattım. Sonrasın da Sapı kırılmış olan güneş gözlüğünü orijinal fiyatının 2 katına yine samimi arkadaşlarımdan Ramazana sattım. Anneannemin beslediği kümes hayvanlarını bazen dolaşıma çıkartıp bana karşılığında yumurta verir koşarak bakkala gidip çikolata ile takas ederdim. Babamın yurt dışından getirdiği puroları satmak en büyük hatam oldu. Karşılığında unutulmaz efsane bir dayak yediğimi asla unutamam. Bu sıralarda da marangoz da çalışmaya da başladım. İlkokul biter bitmez, yaz tatilinde babamın Sakarya da bulunan tuğla ocağında kalıplardan çıkan tuğlaların kuruması için istifçilik denilen (tuğlaları üst üste yığma) işi yaptım. Çok zor şartlar içerisinde sürekli aynı yerde hem yatıp hem çalışmak birde hijyensiz ortam içerisinde üç ayımı bitirip okulların açılmasıyla döndüm. Evlerinden uzak, çocuklarından uzak, Ekmek parasının kazanılmasının zorluklarını gördüm. Okula başlayıp baharın gelmesiyle bahçede çıkan sebzelerden daha sonrada elma ve armutlardan toparlayıp el arabası ile taşıyıp çarşı merkezinde Çukur Camii karşısında bulunan köşede el tartısıyla kilo ile her yıl düzenli olarak satış yaptım. Son yaz tatilinde ilçede konutlaşmada artışlar olmasıyla inşaatlarda önce temizlik elemanı sonasında sırasıyla, ustaların yanında çırak olarak harç karma, taş kırma, çatı iskelesi kurma, çıkur kazma gibi bir çok alnında çalıştım. İnşaat işleri güç gerektiren kürek tutmayı kazma sallamayı balyoz ile vurmayı gerektirdiğinden yorucu olmaktaydı. Okullar açıldığında cumartesi pazarları meyve satmaya devam ettim. Lise yıllarımda artık meyve satmıyor Halamın büyük oğlu Sedat abimin Kasetçilik yapması ile basit bir tezgahta kaset satmaya başladım. Bayramların yaklaşması ile de çocuklar için üretilen patlayıcı maddeler (mantar, çıtırpıtır, kız kaçıran, torpil vb.) sattım.
Lisede dersimize giren Ali öğretmenimiz sık sık Kıbrıs’a gitmekteydi. Kıbrıs’ta birçok ürünlerin ucuz olması bizim iştahımızı kabarttı. Fincan takımları, porselen tabaklar, çatal kaşık bıçak, şemsiye gibi birçok ürün getirip valizlerimizi doldurup sınıf arkadaşım Salih ile ev ev dolaşıp satışlar gerçekleştirdik. Bir nevi pazarlamacı olmuştuk. Ali hocamın öğretmen olması bize çok kar bırakmamasından dolayı fazla sürdürmedik bu işi. Zaten kendisi belirli bir süre sonrası dükkan açarak devam etti. Sosyal aktivitelerde de bulunarak tiyatro, koro gibi çalışmalar da yapmaktaydım. Yaz tatillerinde her türlü çalışma alanları vardı, sen yeter ki çalışmak iste. Kimyon, mercimek, nohut gibi tahıl ve bahararat gibi hasat kaldırma zamanları yolmalara gidiyordum. Bu tür tarım ürünleri ya Ankara Ya da Yunak tarafında olunca kamyonlarla sabah erkenden yola revan olup hava kararana kadar çalışıyorduk. En güzel yanı akşam olduğunda ücretlerimizi anında alıyorduk. Lise ikinci sınıf bitince Dayım Ereğli Şeker Fabrikasında Depoculuk görevi için bana iş ayarlamış olması beni aşırı mutlu etmişti. Sigortam da olmuş maaşlı bir işteydim. Üç ay sürse de bu benim için büyük bir tecrübe olmuştu. Büyüdüğümü ve özgüvenimi geliştirmeme neden olmuştu.
Lise son sınıfa geldiğimde sosyal çalışmalarım daha da ciddi olarak devam etti. Tahir arkadaşımla Türk Hava Kurumunu alarak program yapma çalışmalarına girdik. Saz ekibimizi Muratla Nurcan idare edecekti. Dans, Tiyatro ve Skeç Parodi gibi işler bendeydi. Bu aktivitelerde de para kazanmaya başladık. O zamanda eğlenceler yok denecek kadar az olması bizlere zemin hazırlamıştı. Bazı ilçeler ve kasabalara da giderek programlar oluşturmaya başladık. Aşırı kazancı olmasa da bu tür aktivitelerde bulunmak keyifliydi. Okul biter bitmez Salih abinin Kaset dükkânında çalışmaya başladım. İşim kaset dolumlarından elde ettiğim kazanç karşılığı dükkanları beklemek ve temizliklerini yapmaktı. O dönemin en popüler işi kaset ve dolumlardı. Özellikle karışık dolumlardan çok para kazanıyordum. Aya dönüştürüldüğünde memurdan çok kazanç getirmekteydi. Salih abi bir gün bir teklifle geldi. Bayram yerel radyo açarsam yürütebilir miyiz demesiyle o sıralar samimi olduğum Ramazan ve Deniz ile düşünmeden hemen kabul ettik. Kurulma işlemleri sonrası anında yayına geçtik. Bu daha popülerliği olan bir işti. Getirisi o yıllar çok iyiydi. Askere gidene kadar radyoda yayın işi devam etti. Asker sonrası biraz daha ciddi işlerde çalıştım. Belki iyi bir pazarlamacı olabilirdim ya da tüccar. Okul öncesi, her okul devresi belirli işlerle uğraşmak bana çok şeyler kazandırdı. Hiçbir şeyin hazır olmadığını ve alımın hiç kolay olmadığını bilen nesiller olarak çocuklarınıza kıyın. Çeşitli mesleklerde çalışmaları için yönlendirin. Hayatın içerisinde olmaları onlara büyüdüklerinde çok güzel tecrübeler kazanmalarına sebep olacaktır.
Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Mobil
Mustafa uzun 2017-11-16 15:50:17
Kardeşim yüreğine kalemine sağlık bizi geçmişe götürdü makaleniz
Toplam 1 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...


























« geriileri »
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
E-Mail Bülten Kaydı
Döviz Kurları
Arşiv Arama
- -
Anket
Yeni Sitemizi Nasıl Buldunuz...?
Fena Değil
Güzel
İdare eder
Kötü
Çok kötü
İstasyon Gazetesi
© Copyright 2014 İstasyon Gazetesi. Tüm hakları saklıdır.
GÜNDEM
SPOR
SİYASET
EĞİTİM
DÜNYA