ASILIN PEDALLARA!


Bu makale 2017-10-18 04:55:12 eklenmiş ve 256 kez görüntülenmiştir.
(BABİL) Nigâr Mat Ağyel

Kimi insan fotoğrafları zihninizde çevresiyle birlikte kayıtlıdır. O insanı al o çevreden, başka bir yere koy, zihniniz tanıyamaz. Geçen yıl burada, Münih’te gittiğim bir yerde benzer bir olay yaşadım.
Çoğunluğu ileri yaşta, emeklilerden oluşan, kadınlı, erkekli bir Türk topluluğunun, haftada bir toplandığını öğrendim. Belediyenin, hükümetin desteklediği sosyal hizmetlerden biri olan bu toplantılarda, bir şeyler yenilip içiliyor, kendisi de Türk olan bir hanımın yönetiminde ve onun belirlediği konu çerçevesinde sohbet ediliyormuş. Merak ettim, bir gün ben de gittim. 
Türkiye’de ilk tanışmalarda iki basamaklı bir sınavdan geçersiniz:
“Nerelisin?”
“İçinden misin?”
Almanya’da sınav üç basamaklı. İlk iki soru aynı. Üçüncü soru:
“Ne zaman geldin?” 
Oturduğum masada sınavımı başarıyla geçmeye çalışırken, binanın avlusunda bisikletini park eden bir adam gördüm. Kırmızı bir ceket, beyaz bir gömlek giymiş, kırmızı bir kravat takmıştı. Başında da şık bir fötr şapka vardı. Zihnimin bir tarafında bazı kapılar aralansa da, diğer tarafı “Hayır, bu adamı tanımıyorsun; böyle giyinmiş biri her yerde dikkat çeker” deyip, açılan kapıları kapattı. Söz konusu bey gelip yanıma oturdu. Kısa bir süre sonra, henüz hiç konuşamadan, çayını almak için kalktı. Topluluğun yöneticisi olan hanım yanıma geldi. Kalkan beyi göstererek “Karı-koca, buraya gelen insanların içinde belki en temizi, en dürüstüdürler” dedi ve ilk sınav sorumu sordu:
“Nigâr hanım, siz neresindensiniz Türkiye’nin?”
“Akşehirliyim.”
“A! Yusuf bey de Akşehirli!”
Der demez, zihnimdeki kapılar yeniden açıldı ve evimizin önündeki ya da arkasındaki caddeden bisiklet üzerinde geçen, daima rengârenk kıyafetler giyen, güzel şapkalar takan, tertemiz bir adam belirdi gözümün önünde. Yusuf amca içeceğini alıp masaya döndüğünde, ben filmi tamamlamıştım bile. Sonra Saliha teyzeyle tanıştık. Birbirimizi bulduğumuza sevinirken, çok kısa bir zaman sonra, “kesin dönüş” yapacaklarını öğrendim, üzüldüm açıkcası. 
Mayıs ayında, babamın ölüm yıldönümünde Yusuf amcayı görmek istedim. Ailecek buluştuk. Yine her zamanki gibi çok şıktı. Sıcak ve güneşli bir gündü. Yusuf amca tiril tiril beyazlar içindeydi. Tabii her zamanki gibi “mütemmim cüz”ü bisikletiyle gelmişti. Bu, Münih’teki son görüşmemiz oldu. İki bisikleti olduğunu, ikisini de ya satacağını ya da birilerine vereceğini öğrendik. “Bize ver!” dedik. “Eski ama...” dedi. “Olsun...” dedik. Sağ olsun, tamirlerini yaptırdı, eksiğini gediğini tamamladı. Şimdi her ikisi de evimizin bahçesinde. Deniz her gün okula bu bisikletlerden biriyle gidiyor. Kenan her yere... Ben? Ben gidemiyorum. Hayatta en korktuğum şeylerden biri bisiklete binmek. Fakat burada da herkes, ama herkes bisiklete biniyor. Öyle imreniyorum ki. Çocuklar yürümeden bisiklete binmeye başlıyorlar desem yalan olmaz. Pedalsız bisikletlerle, yel gibi gidiyorlar. İstisnasız her yerde bisiklet yolları var. Yaya da olsanız, arabalı da çok dikkat etmelisiniz. Bisiklet yoluna girdiğiniz takdirde, her an bir bisikletli tepenize çıkabilir. Trafiğin en kutsal figürleri sıralamasında, ikinci sıradalar. İlki elbette yayalar. Ehliyetimi değiştirmek için girdiğim sınavda en zorlandığım şeylerden biriydi bisiklet trafiği. Hiç alışık olmadığım bir şey zira. 
Her tarafta bisiklet ya da bisiklet aksesuarı satan dükkânlar bulmanız mümkün. Tabii bisiklet tamircisi de. Hatta sadece bu iş için otomatlar var. İçinde bir bisiklet için gerekli her tür aksesuar ve tamir araç-gerecinin olduğu bu otomatların bir de ekran var. Bisikletinizin başına bir şey gelmişse ve siz nasıl tamir edeceğinizi bilmiyorsanız, bu ekranda uzun uzun anlatılıyor. Yani buradan bisiklet kullanmadan dönersem ayıp. Ufak ufak denemelere başladım. 
Gelelim Akşehir’e. Bir gazete haberinde, şehrin ana bulvarından başlayarak, her yere bisiklet yolu yapılacağı haberlerini okuyunca nasıl sevinmiştim. Yazın geldiğimde, bu bisiklet yollarının nasıl kullanıl(ma)dığını görünce hevesim kursağımda kaldı. Hepsinin üzerine araba park edilmişti. Bisiklet gibi, kullananını özgürleştiren bir şey yerine, bu arabalara esir oluşumuz neden? Bu yazıyı okuyup da arabasını bisiklet yoluna park eden var mı? Varsa, etmeyin n’olur... Şu ya da bu sebeple siz istemiyorsanız bile çoluğunuzu çocuğunuzu özendirin bisiklet kullanmaya. Herkese iyi gelecek emin olun. Bisikleti bir çocuk oyuncağı gibi görür çoğu insan. Bir yaşam biçimidir oysa. Einstein “Hayat bisiklete binmek gibidir. Dengede kalmak için, hareket etmeye devam etmen gerekir” demiş.
Ben Einstein’dan ziyade Tolstoy’un izinden gidiyorum. Altmış yedi yaşındaymış bisiklete binmeyi öğrendiğinde. Anlayacağınız, daha epey vaktim var, ama siz bilenler, hadi asılın pedallara!
Ha, Yusuf amcayı görürseniz, çok selam söyleyin. Bisikletlerinin durumu iyi. 
Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...







« geriileri »
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
E-Mail Bülten Kaydı
Döviz Kurları
Arşiv Arama
- -
Anket
Yeni Sitemizi Nasıl Buldunuz...?
Fena Değil
Güzel
İdare eder
Kötü
Çok kötü
İstasyon Gazetesi
© Copyright 2014 İstasyon Gazetesi. Tüm hakları saklıdır.
GÜNDEM
SPOR
SİYASET
EĞİTİM
DÜNYA