CÂMİLERİN MÂNEVİ ÎMARI


Bu makale 2017-10-06 04:51:30 eklenmiş ve 137 kez görüntülenmiştir.
Remzi AYVAZ (KÜRSÜDEN)

Şehir, köy ve  mahallerine varıncaya kadar  her  köşesi câmilerle, minarelerle süslü güzel vatanımızda  sanat ve estetiğin meczedildiği câmilerimiz şehirlerin  kalbi ve ruhu gibidir.  Şehirlerin en güzel yerlerinde, en güzel şekilde îmar edilmeye çalışılan mâbedler islamın, kimliğimizin sembolleri, işaretleridir. Müslümanlığımızın ve istiklâlimizin hatta istikbâlimizin simgesidir. İslam’da hayatın, şehrin ve medeniyetin merkezinde cami vardır.  Mâbetsiz bir şehir düşünmek  mümkün  değildir.

Şehrin merkezinde günde beş vakit minarelerinden okunan ezanlardaki tekbirler insanları Tevhid’e, şehadetler îman’a  ve tasdike,  sonrasında  namaza ve felaha (kurtuluşa, necata) çağırmaktadırlar. Huzur, sevgi, bilgi, birlik ve ibâdet mekanları olan camiler, maddenin manayla bütünleştiği,  Îmânı, mü’mini, kalpleri, gönülleri ve kardeş bir toplumu inşa etme merkezleri olarak toplumun en büyük güç kaynağıdırlar.

Kur’an-ı Kerim’de ,“Şüphesiz mescidler, Allah’ındır. O halde Allah ile birlikte hiç kimseye kulluk etmeyin.” (Cin, 72/18) buyurularakorada sadece Allah rızası için  ibadet etmek başta gelir.   Orada gerek fert, gerek cemaatle namaz kılmak, Allah’ı zikretmek ve Kur’ân-ı Kerimi okumak, okutmak, anlamak için yapılan ilim  halkaları ilk akla gelenlerden bazılarıdır. 

Medeniyet mabetlerle başlamıştır.“Şüphesiz, âlemlere bereket ve hidayet kaynağı olarak insanlar için kurulan ilk ev (mâbed), Mekke’deki (Kâbe) dir.” (Âl-i İmrân: 3/96) Câmiler,  yeryüzünün bereket ve hidayet kaynağı olan ilk mâbed  (Kâbe-i Muazzama) nın şubeleridir.  “Allah’ın yeryüzünde en sevdiği mekanlar mescidlerdir.” (Müslim mesacid 288)

Camilerin fiziki îmarından daha önemli olan onların mânevi îmarıdır. Câmilerin  asıl îmarı cemaatidir. Cemaatsiz camiler garip, öksüz ve mahzundur. Câmilerin îmarı orada kılınan namazlar, yapılan  vaazlar,  okunan Kur’ân-ı Kerimler,  hutbeler, kurulan dostluklar, teşvik edilen hayırlar, kazanılan ahlâki ilkelerdir. Camiler, birer kütüphane gibi ilim irfan mektebi olması da caminin ruhuna en uygun olandır. Yapılacak dersler bunu mükemmelleştirecek en hayırlı bir imar hareketidir.

Müslümanlar camilerin temsil ettiği tevhid, kulluk, özgürlük, kardeşlik, eşitlik, beraberlik, yardımlaşma, dayanışma gibi değerleri koruma, yaşama, onarma ve yaşatma sorumluluğunu da taşımaktadırlar. Cami, insanın kendisiyle, rabbiyle, toplumla, çevreyle, sorumluluk ve duyarlılık bilinciyle olumlu ilişkiler kurması için onu eğitir. Bu ilişki biçimi şehirle, yaşanan bir ahlaka ve yerleşik bir hayata dönüşür. Böylece erdemli bireylerin kurduğu şehirler, medeniyeti inşa eder. 

İnsanlık mâbetler (Kâbe’nin) etrafında başladı. Hz Âdem, Hz Havva ile Kâbe’ye yakın yerde Arafatta buluştular. Peygamberimiz (sav) Yesrib’e Hicret edip orayı bir medeniyet şehri Medine-i Münevvere haline getirmek için ilk işi Mescid-i  Nebevi’nin  yerinin tesbiti ve inşaatı ile işe başladı.  Peygamber Efendimizin hicretten sonra Medine’de inşa ettiği cami, hem sosyal hayatın hem de dini hayatın merkezi olmuştur. Ashab-ı suffe için hem bir mabed, hem okul, hem kaldıkları ev olduğu gibi Peygamber (sav) in  misafirlerini  kabul ettiği bir misafirhane, hem  idare, istişare merkezi, problemlerin çözüldüğü bir adalet sarayı olmuştur.  Daha sonra Fatih, Haseki, Süleymaniye  gibi camiler toplumun birçok ihtiyacını gideren birer külliye haline gelmişlerdir.  .Camiler hayatın merkezinde bir hayat tarzı ve dünya algısı olmuştur.  

Camilerin kapısı   kadın, erkek, genç, ihtiyar, zengin, fakir, âmir, memur herkese açıktır. O kapıyı çocuk, genç, kadın vb kapatmak nasıl yanlışsa, kişinin kendisine o kapıyı kapatmasıda kişinin kendisine iyilik kapısını kapatmasıdır. Camilerde çocuklar, gençler ve her kesimle güzeldir. Allah’ın kadın kullarını  Allah’ın mescidlerinden uzak tutmak da Peygamberimizin gösterdiği bir yol değildir. Camiler, tüm müminleri kucaklamaya devam ediyor. Bizi birleştiren, huzur ve şifa veren câmilerde bir olmak için, “Haydin camiye, haydin namaz ve felâha.”

Câmiye  abdestli gitmeye çalışmak kadar,  doğru, sağlam, güçlü bir îmanla gitmek,  namazla, duâlarla, tevbelerle arınmak,  akit ve ahidlerle Allah’a tam tam bir bağlılık kurup arınmış bir şekilde topluma ve hayata dönmek vardır. Pis kokulardan arınmış bir şekilde gitmek kadar, oraya şirkten, küfre, günahlardan, fitne ve nifakdan uzak gitmekte gerekir.

Allah Teâlâ’nın, kıyamet günü arşın gölgesinde gölgelendireceğini müjdelediği, “kalbi mescitlere bağlı olan kimseler” caminin ve cemaatin müdavimi olmaları yanında, kalbi İslam’ın değerlerine bağlı kimselerdir. Câmi yapmak, câmilere sahip çıkmak çok önemli olmakla birlikte; İslam’ı câmilere hapsetmemek, yani sadece câmi müslümanı olmamak, bundan daha önemlidir. Dinimizi çarşıya, pazara, dükkana, işimize,evimize hayatımıza taşıyamaz; gerçek İslam insanı olamazsak câmilerden umulan neticeye aykırı olur.  

Bugüne kadar câmi ve mescidlerin inşasında bir tuğla koyandan, onu yapan ustasına ve içerisini süsleyen cemaatinden, her kademesinende görev yapan  herkesden  Allah Razı olsun.  Cumâmız feyiz ve bereketle dolu olsun. 

Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...
































« geriileri »
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
E-Mail Bülten Kaydı
Döviz Kurları
Arşiv Arama
- -
Anket
Yeni Sitemizi Nasıl Buldunuz...?
Fena Değil
Güzel
İdare eder
Kötü
Çok kötü
İstasyon Gazetesi
© Copyright 2014 İstasyon Gazetesi. Tüm hakları saklıdır.
GÜNDEM
SPOR
SİYASET
EĞİTİM
DÜNYA