TİRYAKİ RAMAZAN PAŞA


Bu makale 2017-05-25 18:16:00 eklenmiş ve 1506 kez görüntülenmiştir.
Fatih BABAOĞLU (b(AŞK)a yazıyorum)

Yok yok öyle yazının başlığına bakıp ta tarihi bir kişilikten bahsetmeyeceğim. Kimi anlattığımı yazının sonundan anlayacaksın zaten… Ben yalnızca kaygılarımızı anlatacağım. 
Kaygılarımız büyük. Çünkü insanız. Yani bu dünyada yaşıyorsak her şey bize göre. Hele on bir ay yolunu gözlediğimiz!!! Şehr-u Ramazan kaygısı tam da bize göre. Ah!!! Kendimize benzetmeseydik. Sanırım bu satırları okuduğun günün akşamı sahura kalkacaksın. Bu da benden sana ilk sahurluk olsun.
MÜMİNLER Ramazan’ın içine yürüyüp en güzel bir şekilde geçme kaygısıyla hazırlıklarını yaparken, MÜSLÜMANLAR Ramazan geliyor kaygısıyla hazırlığını yapmakta uğraş veriyorlar. 
Evvel televizyonlar düştü Ramazan kaygısına. Acaba hangi hocayı ekranıma taşısam da reytingime reyting katsam deyu… Başladılar bağırmaya, “Kıl beni, tut beni, yat beni, uyu beni oku beni…” 
Sonra yapımcılar kaygı ile aylar öncesi programlarını kurgulamaya başladılar bile. Öyle deme iftar programı, sahur programı kaygısı oldukça büyüktür. Malum millet huzur ayına koşmaktadır ve en huzurlu ve şöhretli programları kendileri yapmalıdır. Çünkü daha bu ramazandan belli olur bir dahaki ramazanın yerinin sağlamlığı. Onun için ilk olarak ağzı sağlam laf yapan bir sunucu bulunacak ardından da İstanbul’un (olmazsa olmaz şarttır bu) en tarihi ve uhrevi bir mekanı bir aylığına bulunacak. Bir de en önemlisi kanal tabi. En fazla parayı veren olmalı ki kaliten belli olsun. 
Sonra gazetelerde görülür bu kaygı. Şöhretli bir bilim adamı kaygısına düşer. Malum bir ay boyunca ne orucu bozar ne abdesti sorularına en iyi (çetrefilli) cevabı vermesi lazım şöhretli ve bol titri olan bir hoca. Sonra kaç kupona ne verelim kaygısına düşerler… 
Derken kahvehanelere düşer bu kaygı. İlk olarak işe soda, cola, ayran vs. içecekleri stok etmekle başlar uğraşları. E stok yapılması gerekli çünkü gündüz oruç tut(a)mayanlar, akşamda sahuru beklerken boş vakitlerini dolduracak kişileri bir ay süresince misafir edecekler mekanlarında. İçecekler stoklandıktan sonra ikinci iş olarak oruç tut(a)mayanlar rahat bir şekilde gelip gitsinler deyu ramazanlık büyük perdelerini dükkânlarının önüne bir bir germe uğraşını verirler. Ardından iskambil desteleri, okey takımlarını yenilendi mi o iş tamam. 
Sonra kitapçılar düşer kaygıya. Geçen Ramazan sezonunda reytingi yüksek olan sayın hocalarımızın eserlerini raflarının ön sırasına çıkarırlar. Bunun yanı sıra sırasıyla, Güllü Yasinler, Sırlı Dualar, Sırsız Dualar, İlahiler, Takkeler, Tespihler, bir içimlik zemzemler, kokular, tütsüler falanlar filanlarla güzel bir peyzaj çalışmasıyla biter kaygıları… 
Sonra fırınlar iftarlık pideleri insanlar sıcak sıcak yesinler diye kaygılanır… Arkasından Alış Veriş Merkezleri insanlar rahat alışverişlerini yapsınlar diye Ramazan Paketlerini her cebe göre ayarlama kaygısını taşırlar… Hele lokantalar her cebe uygun menü oluşturma gayreti ile çırpınır dururlar… Tabi bu listeye daha pek çok esnafı da eklemek mümkün ama bu kadar yeter sanırım… 
Sonra MÜMİNLER de düşer bu kaygıya. Hangi cami de hatimli teravih kılınacak acaba kaygısına düşerler. İki fazla secde etmenin derdi vardır onlarda iki fazla ALLAH diyebilmenin kaygısı… Sonra konudan komşudan sorar dururlar yakınında yöresinde garip birileri var mı diye. Ola ki bir garibi, bir yetim bulup ta yüzünü güldürme kaygısı vardır. 
Sonra MÜSLÜMANLAR düşer telaşa. Ramazan geliyor diye. Hangi hoca hangi kanalda çıkıyor. Hangi gazetede hangi hoca yazıyor ve ramazan hediyesi bilmem kaç kupona bilmem neyi veriyor, hangi lokantanın menüsü ucuz ve zengin, hangi kitapçı hangi hocayı daha ucuza satıyor kaygısı yaman çökertir tercihini İslam’dan yana kullananları. Sonra en büyük dert hangi fırının pidesi bol susamlı ve yumurtalı derdi ile dertlenir. Nihayet kaygının en önemlisi gelir karşılarında durur. hangi cami en hızlı teravihi kıldırıyor acep. Bulsak da orada kılsak. E malum tabi dizlerimiz ve vaktimiz önemli. 
Ve gelelim bu yazımızın başlığına yani Tiryaki Ramazan Paşa’ya. Malum tiptir. Namaz, niyaz, zikir fikir hak getire. Oruçludur Tiryaki Ramazan Paşa. Müslüman’dır ve Müslümanlığının önünde koca bir titri vardır. TİRYAKİ. Borumu ulan bu adam bilmem kaç saat sigara içmeyecektir. Daha ilk günden başlar konuşmalarına. “Şu meret olmasa var ya ben yılın her günü oruç tutarım. Ne ekmek ne su. Aramam valla billa.” 
Öğleden sonra geçti mi başlar Tiryaki Hasan Paşa sağa sola sarmaya. Yüzü kapkara kalmıştır. E kolay mı sigara adlı yarinden uzak kalmaktadır. “Yürü git lan. Zaten başım tuttu.” 
İşinden çıkar çıkmaz koşar adım eve gelir. Hemen kanepeye kıvrılır yatar. “Ses çıkarmayın kemiklerinizi kırarım.”  İftara çeyrek kala kalkar. Aynı abus yüzle. Sigarasını ve çakmağını hazırlar tabi buz gibi bir bardak su da ekstra. Müezzin daha “Allahuekber… “ der demez en imanlısından bir “Bismillah” çekip nefes almadan suyu gönderip yakar sigarasını… Sonrası mı? Sonrası malum. Tiryaki Ramazan Paşa alelacele bir şeyler yiyip doğru kahveye yol alır. Sahuru beklerken zaman geçsin diye. 
“Ulen arkadaş bu meret yok mu valla bu olmasın Allah’ın her günü oruç tutarım.”
Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...
































« geriileri »
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
E-Mail Bülten Kaydı
Döviz Kurları
Arşiv Arama
- -
Anket
Yeni Sitemizi Nasıl Buldunuz...?
Fena Değil
Güzel
İdare eder
Kötü
Çok kötü
İstasyon Gazetesi
© Copyright 2014 İstasyon Gazetesi. Tüm hakları saklıdır.
GÜNDEM
SPOR
SİYASET
EĞİTİM
DÜNYA