ÂLEM


Bu makale 2017-05-12 04:54:15 eklenmiş ve 13573 kez görüntülenmiştir.
Fatih BABAOĞLU (b(AŞK)a yazıyorum)

Ne demiş Fuzulî: 
Aşk imiş her ne var ise âlemde 
İlim bir kıyl-ü kâl imiş ancak… 
Aşk derdindeyim yine… Yine tenperestlerin karşısındayım… Lâkin yine kelimelerin denizine düştüm küçücük bir gölün kenarında. Harfler birer damlaydı AŞK adlı ateş denizinde, bende mumdan bir gemide dönüp durdum fikir burgacında… 
İlim, âlim, âlem… 
Önce başı karlı dağlara bakınca ÂLEM sözü vurdu beni yüreğimden… Kabaca yani güncel dildeki sözlük manasına baktığımızda Âlem evren, cihan, dünya anlamlarını taşımaktaydı… Hakikatte ise kavram üç boyuta sığdırılmayacak kadar geniş bir kavram: “kâinat, mahlûkât, mevcudat, mümkünât, mâsivâ, felek, yaratılmış ne varsa cümlesi… Müşahhas (somut) ve mücerret (soyut) olan ne var ise… 
Elbet âlem denileni kavrayabilmek için ilim gerekliydi. İlim neydi peki? Bilmek mi? Peki âlim denilen şahıslar gerçekten bilenler miydi? Âlimse bilir… Peki neyi?
İlim ilim bilmektir/İlim kendin bilmektir… 
Peki alim kendini bilmez ise ne olacak? “Bir âlem ki gökler boru içinde/Akıl olmazların zoru içinde…” 
Akıl… Bilmek için yeterli olan mı? Ya da akıl görmediğine inanır mı? 
Mumdan gemi yüzerken ateş denizinde akıl denize düştü usulca… Çünkü ilme hizmet edenler ekranlar başında akılları karıştırıp duruyorlardı. Her ne kadar kendileriyle alakalı yapıp ettikleri ve söyledikleri doğru da olsa sırf akılları karıştırdıkları için bu kimselere âlim denilebilir miydi? 
Bir gün Tebrizli Şems Mevlana’nın meclisine gelir. Bu mecliste bulunan devrin şöhretlileriydi elbet; Sadreddin-i Konevi’lerden tutunda zamanın tüm alimleri oradaydılar… Derinden bir sohbetin içinde dolanıp duruyorlardı. Elbette bahis  Peygamber efendimiz (sas) ve Allah (cc) hususundaydı. Zaten meclis Aşk’ın dili olan Mevlâna’nın meclisiydi. O esnada kapı paldır küldür açıldı ve içeriye Şems-i Tebriz’i girdi. Bir köşeye oturup bir müddet sohbeti dinledi. Kitap ve hadis üzerinde konuşuluyordu ki bir müddet sonra Şems delirmişçesine ayağa kalktı ve haykırdı: 
“Bırakın dedikoduyu. Allah kitabında şunu demişmiş; Peygamber hadisinde şunu demişmiş. Siz ne diyorsunuz bre. Kafanızdaki koca koca sarıklarınızdan utanın. Siz ne diyorsunuz. Nakletmek ilim midir?” 
Şems aslında şunu demek istiyordu aslında: “Naklettiklerini günlük davranış biçimimize tesir edecek ve yönlendirecek kaideyi söylemek ilimdir.” 
İmdiiii… Rabbü’l-âlemin’e hamd olsun bir yazının sonuna daha geldik gelmesine lakin diyeceğim o ki âlemi düşünürken âlemler kavramı da geldi ateş denizine bir damla daha düştü… 
 
Mumdan gemi bahane… Ateş denizinde kulaç atmak yanmak demek midir? 
Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...
































« geriileri »
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
E-Mail Bülten Kaydı
Döviz Kurları
Arşiv Arama
- -
Anket
Yeni Sitemizi Nasıl Buldunuz...?
Fena Değil
Güzel
İdare eder
Kötü
Çok kötü
İstasyon Gazetesi
© Copyright 2014 İstasyon Gazetesi. Tüm hakları saklıdır.
GÜNDEM
SPOR
SİYASET
EĞİTİM
DÜNYA