EŞME OVASI


Bu makale 2017-03-05 17:59:30 eklenmiş ve 20182 kez görüntülenmiştir.
Mehmet Güleray

Akşehir ovasının kuzeydoğusunda, Türkmen Emir dağlarının zantıları olarak göörülen Dokuzhöyük dağları ile güneyden Aladağ, ve İsadağı ile batıdan Bayatkolu ve Yunak dağı ile kuzeyden Kurşunlu dağı ve Kızançal tepesi ile de doğudan kuşatılan bir çanak vardır. Bunun Berikçal Kuzviran doğrusu kuzeyinde kalan bölümü Eşme Ovası diye anlatılmaktadır. Biz bu adı halk dilindeki gibi batı bölümünde de teşmil ederek bütün çanağı aynı adla anmayı yerinde buluyoruz. 
Eşme ovası topografya ve jeoloji haritalarının da gösterdiği gibi Yunak dağını, kenarları girintili çıkıntılı bir yarımoy şeklinde güney ve batıdan kuşatmakta, doğudan batıya ve kuzeybatıya doğru daralmaktadır. Ovanın tabanı kuzey-güney doğrultusunda 10, doğu batı doğrultusunda 4 km kadar geniylikte olup dalgalı ve kenarları oldukça açık olarak sekilidir. Kuzeyde Galata tepesi Yunak önünde yer alan bir ovacığı Eşme ovasından ayırır.
Ovanın akarsu birikintileriyle örtülü bulunan tabanı baştan başa tarlalarla kaplanmıştır. Hatta bazı alçak ve basık tepelerin yamaçları da ekilmektedir. Fakat billurlu kalkerlerin üstün bulunduğu taşlık yamaçlar ve etekleri çıplaktır. Tahrip ile büsbütün cılızlaşmış olan tabii nebat örtüsü, çevredeki köylerin zengin hayvancı köyler olamsı dolayısiyle asli şeklinden çok uzaklaşmıştır. Bazı vadilerin ağızlarında, yahut ovanın en çukur noktalarında birkaç ağaç görülebilir. Şuraya buraya serpilmiş yoz meyva ağaçları ve bazı yamaçlarda bodur çalı nevileri (meneviş) varlıklarını koruyabilmişlerdir. Fakat ovayı kuşatan dağların yüksek yerleri hususiyle gölgeli vadi yamaçları ile umumiyetle kuzeye dönük yamaçlarda tahriplerden artakalmış birçok yoz meyva ağacı bulunduğu gibi 1770 m yükseklikteki Yunak dağının doruğu yakınında da Yunak köyünden görülebilen oldukça sık bir ardıç korusu vardır. Bu son artık varlığını, oradan ağaç kesenlerin öldüğü yolundaki inanışa borçludur. 150-200 yıl kadar önce kurulduğu tahmin edilmekte olan Yunak köyünde yakın çevrede meşelerin bulunduğunu hatırlayan bulunmamakla beraber dağın kuzeydoğusunda yamaçlarında Kurtuşağı ve Meşelik köyleri arasında ve Meşelik köyü etrafında oldukça kuvvetli ve geniş bir orman adasının artığı olduğundan şüphe edilmemesi gereken bol dalı buğdayı yaprağı koparılmış didik didik meşeler vardır. Bunlar volkanik külteler üzerinde toprak örtüsünün inceliği dolayısiyle ekime elverişli olmayan yerlerde tutunabilmiştir. Yunak dağının kuzey yamaçlarının güney yamaçlarından çok daha nemli olduğunu Aşağı Piribeyli köyünden itibaren Kurtuşağı’na kadar olan alanda raslanan bir çok yoz meyve ağaçları da göstermektedir. Bu yönde kaynaklar da boldur. 
Eşme ovasında nemli mevsimde dahi akış yoktur. Yalnız Yunak’ta sürekli olarak akan bir su varsa, bu da birikinti konisine eriştikten sonra derinlere dalmaktadır. 
Eşme ovasında yakın jeolojik devirlerinde devamlı, yuhat hiç değilse nemli mevsim boyunca akan derelerin bulunduğu ve bunların doğuda birleşerek Yavaşlı boğazından Turgut ovasına çıktığı hususiyle Yavaşlı yakınlarında bariz olarak görülen şekillerden anlaşılmaktadır. Bu suretle Eşme Ovası Yukarı Sakarya havzasının eski sınırları içerisine giren fakat bugün dışarıya açık olmasına rağmen, akışı olmayan bir alan halindedir. 
Eşme ovası Akşehir ovasının Turgut ovasına Tuzgölüne ve onun batısındaki bozkır köylerine ve Yukarı Sakarya havzasının büyük bölümüne bağlıyan yollar üzerindedir. Bu yollar Akşehir ovasının kuzeydoğu köşesindeki Karaca ovası bölümünden ve Ayrıtepeden geçerek Eşme ovasına girer ve burada çatallaşarak bir kol doğudan Kuzören ve Yavaşlı önlerinden geçtikten sonra Turgut ovasına ve oradan İnevi doğrultusunda doğuya gider. Diğer kol da Aşağı Piribeyli önünden Yukarı Sakarya havzasına girer.
Köyler Eşme ovasının kenarlarına dağılmıştır. Bunlardan başlıcaları Kuzören, Yavaşlı, Yunak, Aşağı Ağzıaçık, Yukarı Ağzıaçık, Örenköy, Cebrail, Sıram olup bunlardan başka birkaç yayla da vardır. Bütün bu köylerin Yunak bucağına bağlanması daha kolay ve uygun iken batıdaki birtakım köylerin diğer bir bucağa ilçeye hatta başka bir ile bağlanmış olmalarının sebep ve hikmeti anlaşılamamıştır. 
Ova halkı çiftçilik yapmakla beraber asıl dayanakları koyunculuktur. Hatta 10-15 yıl öncesine kadar çiftçiliğe daha az ehemniyet verilirken son yıllarda bu alanda hayli gelişmeler kaydedilmiştir. Bizzat köylünün anlattığına göre devlet müesseseleri tarafından buğdayın satın alınması bu yönde büyük tesir yapmıştır. Fakat bunun yanına fiyat yükselişlerini de  katmak gerekir. Bu yıllarda çekim hayvanı ve ziraat aletleri yetecek kadar olan veya yeniden sağlanabilen köylüler ekime elverişli meraları tarla haline getirmişlerdir. Yağışın yetecek kadar olduğu yıllar da bire 8-10 ürün alınır. Ziraatte karasaban hiç kullanılmaz. Hasat orak makineleri ile yapılır. Orak makineleri olmayanlar da olanlardan kiralar. 
Yağışların İçanadolu’da yıllar arasında çok kararsız olması ve bazı yıllarda pek az olması, ziraati emniyetli bir geçim yolu olmaktan uzaklaştırmakta, bu yüzden koyunculuk, Eşme ovasında da en az ziraat kadar ehemmiyetli görülmektedir. Nemli yıllarda hemen herkes ihtiyacından fazlatahıl elde eder. Burada buğday, arpa ve yulaftan başka bahar yağmuru olursa, az miktarda mercimek ve burçak da ekilir. Halk kendi ihtiyaçlarına yetecek kadar da olsa üzüm elde edeceğini umuyor. Daha doğuda Karabıyık köyünde dahi bağ yapılabilmesi, bu ümidin boş olmadığını gösterir; fakat bu alanda şimdiye kadar teşebbüste bulunan olmamıştır. 
Kurak yıllarda otunda yetecek kadar olmaması yüzünden hayvanları satmak bir saruret halini alır. Bu itibarla böyle yıllarda koyunlar kısa zamanda çok uzuca satılarak elden çıkarılır ve ele geçen para ile köylü kendi ihtiyaçlarını ve alıkoymak zorunda bulunduğu hayvanların beslenmesini sağlar. “Eser eser yağarsa sat buğdayı ver öküze eser eser yağmazsa sat öküzü ver buğdaya” atasözü İçanadolu’da söylenir. 
Koyunculuk bazı yıllarda kışın karın uzun süre yerde kalmasından da büyük zarara uğrar ve kar dolayısiyle açıkta otlayamayan hayvanların çoğu açlıktan ve bazı hallerde gıda azlığının sebep olduğu zayıflığın sonucu olarak hızla yayılan geçici hayvan hastalıklarından ölürler. Böyle yıllarda çok kere toprak nemi fazla olduğundan tarla ürünleri bol olur ve zararın bir bölümü olsun karşılanır. Hayvanların bu sepepten azalması ve kaybedilmesini önleyebilmek için kışın barınmalarını sağlıyacak iyi ağıllar yapmak ve dışarıda otlıyamadıkları günler veya haftalarda yiyecekleri yemin cinsini tayin etmek gerekiyor. Halk bu ihtiyacı çok daha önce duymuş ve kar örtüsünün uzun zaman kalkmadığı kışlarda eski yıllara nazaran şimdi daha çok olmak üzere bulundurabildikleri samanı koyunlara vermişlerdir. Fakat yalnız başına saman iyi bir gıda olmadığından kar daha uzun bir zaman kalkmayacak olursa arpa hatta buğday vermek zoru ile karşılaşmaktadır. Son yıllarda ziraatte fazla yer ve değer verilmesi ile çiftçilik, hayvancılığın desteği olmak yoluna girmiştir. Bugünkü durum içinde önemli sayılması gereken bir nokta da kurak yıllarda saman ve arpanın yetecek kadar olmadıktan başka otların da az ve kısa olmasından hayvanların aç kalmasıdır. Bu takdirde de koyunlar Aydın ve Söke tarafında gönderiliyorsa da koyun başına verilen mera kirası hayli yüksek tutuyor. (1945’te 5-6 lira) ve köylünün söylediği gibi “astarı yüzünden pahalı” geliyor. 
Bazen Ege bölgesinde otlak kirasının yüksek olduğunu haber alan sürü sahipleri hayvanları yarı yoldan çevirerek büyük şehirlere gönderir ve kasaplık olarak satarlar. 
Eşme ovası köyleri koyunculuğun damgasını taşırlar. Yunak köyünun adını izah eden rivayet de hayvancılıkta ilgilidir. Buna göre Yunak’ın bulunduğu yerde su bolca olduğundan burada koyunlar yıkanıyordu ve onun için buraya “yıkama ve yıkanma yeri” anlamına “yunak” deniyordu ve burada kurulan köye de aynı ad verildi.
Eşme ovası köylerinde evler aralarına sürülerin rahat bir şekilde girebileceği kadar aralıklıdır. (Mevlütlü, Koraşı ve benzeri gibi.)
Yunak’ta beş çeşmeye su veren kaynaklar vardır. onun için yakından geçen yolcular su ve bu arada saman almak için bu köye uğrarlar. Yunak’ta suyun bolca olması dolayısıyle evler arasında birkaç meyva ağaçcının ve akasyanın bulunduğu alçak taş duvarlarla çevrilmiş avlu ve bahçelikler de vardır.
Halbuki Kuzören’de ne bir tek ağaç, ne de bir kaynak vardır. Köyün yüksek bölümünde üç ve alçak bölümünde köy önünde de üç olmak üzere altı kadar kuyu vardır. Fakat aşağıdakilerin suları acıdır. 
Eşme ovasında evler genel olarak tek katlı ve taş duvarlıdır. Yapı tarzı Akşehir ovasının doğu köylerini andırır. 
Eşme ovasında akar suyun bulunmaması dolayısiyle hiç bir köyde değirmen yoktur. Tahıl öğütmek için Kızılkuyu’da motörle işliyen değirmenden başka kuzeydoğuda Sakarya kolları üzerinde bulunan Beşgöz ve Uzunsbey değirmenlerine gidilir.
Evlerde kilim çuval ve yastık yüzleri gibi zati ihtiyaçları karşılayacak kadar dokumacılık yapılır. Merkezlerin uzaklığı nedeniyle kağnı çoktan bırakılmış ve dört tekerli arabalar atlar veya öküzlerle çektirilir.  
Eşme ovası köylerinde Akşehir pazarı tutulur. Fakat hayvan satmak ve almak için çiftçiler Ilgın ve Emirdağ pazarlarına da gidilir. 
İçanadolu bugünkü gibi yolsuz kaldıkça Yunak ve benzeri yerlerin ekonomik merkezler olarak gelişmeleri de imkansızdır.
Bucağın sınırları içinde de bulunan Yukarı Sakarya bataklıklarının kurutulması benim görüşüme göre hiç de güç değildir.
Bataklıkların kurutulmasıyla çok verimli alanlar faydalanmaya açılacaktır. Oralarda yaşayan hele sayıları bir türlü artmıyan köyler halkının yapmaya hazır oldukları bizzat gördüğüm yardım ilgili fen adamlarının nezaket ve mürakabası altında işleyecek olursa bu bataklıkların yerinde geniş bahçeliklerin yer alacağından ve baştan başa ağaçlık şeritler teşkil edeceğinden şüphe edilmez. Bunu Yunak köyünde dinlediğim Ömer Erşan’ın ifadesi ile belirtmek gerekirse “Sakarya kolları üzerinde kurulmuş 17 köyde bataklıklar boyunda insan neslinin üremesine imkan yoktur. Bu köylerin çoğunda nüfusun 50 yıl öncesine bakarak az olduğunun en büyük delili her köyde görülen viranelerdir. Bunun önüne geçildiği takdirde sıtma mücadelesi memurlarına verilen aylık ve halka dağıtılan kinin boşa gitmeyecektir.” filhakika bataklıklar kaldıkça sıtma savaşının bugünkü olağanüstü şekli de fayda vermiyecektir.
Yunak bucağı köyleri gibi bucak merkezinden ve hususiyle ilçe merkezinden uzak yerlerde bucak teşkilatında adalet, sağlık, ziraat, posta, telgraf... v.s. teşkilata da yer vermek veya ilçe adetleriniçoğaltmakta fayda bulunduğunu sanıyorum.
KAYNAK: Ferruh SANIR tarafından 1948 yılında kaleme alınan “SULTAN DAĞLARI’ndan SAKARYA’ya ve AKŞEHİR” isimli kitaptan edindiğim bilgileri siz okurlarımla paylaşmak istedim. 1945, 1946, 1947 yıllarında hazırlanan bu kitapta yaz mevsiminde 75 gün geziler yapan Ferruh SANIR Sultan dağlarını, Akşehir Ovasını, Turgut Ovası ve Yukarı Sakarya Havzasında bir değerlendirme yapmış ve bu kitabı kaleme almıştır.
Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...
































« geriileri »
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
E-Mail Bülten Kaydı
Döviz Kurları
Arşiv Arama
- -
Anket
Yeni Sitemizi Nasıl Buldunuz...?
Fena Değil
Güzel
İdare eder
Kötü
Çok kötü
İstasyon Gazetesi
© Copyright 2014 İstasyon Gazetesi. Tüm hakları saklıdır.
GÜNDEM
SPOR
SİYASET
EĞİTİM
DÜNYA