SON EVRE


Bu makale 2017-02-27 05:03:04 eklenmiş ve 17013 kez görüntülenmiştir.
Erdoğan Özbakır

O gecenin 3-4 sularında eşim, oğlum ve ben dönüşü var mı? yok mu? sonucu bilinmeyen Ankara yoluna çıkıyoruz.
Oğlum direksiyona geçecekti ama hem gizli gizli ağlamaktan hemde yorgunluktan dayanacak hali kalmamıştı. Onu arkaya yatırdım.
Uğruna ömür verdiğim kentimin caddelerinden sokaklarından geçerken kayıttaki kamera gibiyim. Bir daha hiç görmiyeceğimi düşünüyordum. Elim arabanın radyosuna uzanıyor. İstesem ayarlayamam hopörlerden bir müzik yükseliyor. 
“- Aman doktor, canım gülüm doktor derdime bir çare...”
Dönüp hemen kapatıyorum ama arabanın içinde film kopuyor. 
Offff....
Sabahın ilk saatlerinde İbn-i Sina Hastanesi’ne ulaşıyoruz. İlgili servis 7. katta özel oda bulamayıp zorunlu olarak 4 kişilik bir yere alınıyoruz. Yapılacak ameliyat organ nakline eşitmiş zaten adı üstünde “kanser” 
Son incelemeler başlıyor. Son günlerde aspirin içip içmediğimi soruyorlar bir tane bebe aspirini aldığımı söylüyorum. Ellerindeki dosyayı kapatıp operasyonun 1 hafta ertelendiğini iletiyorlar.
3 ay beklemiş kendimi hazırlamışım. Ne olacaksa olsun biran önce bitsin artık” derken 7 gün daha bir aspirin yüzünden beklemek...
Halbuki gelmeden günler önce ameliyatı yapacak Profesöre sormuştum. “Yapılacak her hangi bir ön hazırlık var mı?” demiştim. “Elini kolunu salla gel” cevabını almıştım. 
Ülkemizde kendi alanında en önemli iki isimden biriydi.
Bizde bazı ünvanlar içi boş kazan gibi.”
“-Hocam! kan için ön hazırlık?”
“-Göğüs kılı, saç bıyık kesilsin mi?” cevap hayır...
Sonra kan için oradan oraya koşma... A RH Negatif... bulmak için çırpınış...
Operasyon öncesi gecenin on ikisi bir görevli gelip göğüs kıllarımı temizlememi istiyor. Jilet v.s. yok. Nederen bulalım. Kantinden etkisiz bir krem alıyor kendimi tavuk gibi yoluyorum.
Aşağı iniyor koşu bantına çıkartılıyorum. Görevli tempoyu sonuna kadar hızlandırırken gözleri kocaman açılıyor;
“- Ben böyle bir bünye görmedim diyor bu profesyonel sporcu eforu... neden kalp ameliyatı oluyorsunuz?”
Al deliyi yoğurt ye! Bir karışıklık olmuş boşuna işkence çekmişiz...
***
O bitmeyen gecenin sabahı artık yola çıkıyorum. Sedye ameliyathane asansörüne girerken eşim, oğlum ve Ankara’da yaşayan bir dostumun, gözyaşları içindeki bakışlarıyla, meçhul bir geleceğe iniyorum.
Tam 9 saat sürüyor... Uyumuşum 90 saat olsa ne farkeder. Esas dışarıdakilerin işi zor. Her saniye bir yıl gibi...
Yolda onları görüyor morelleri düzelsin diye zorla gülümsüyorum.
Yoğun bakım, odama alınış 48 saat süren, kesilmeyen, dayanılmaz acılar... İçimi kazımışlar yüze yakın dikiş atmışlar. Kanser 4. gradeye yükselmiş. Ve ve çok zaman sonra öğreniyorum. Ameliyatımı prof. değil, oğlunun başkanlığında bir ekip yapmış...
***
Devam eden aylar yıllar sürekli kontrol altında geçti. Özellikle birinci yıl her kan tahlili sonucu hüküm verilmiş adli karar gibiydi...
Sonra tüm değerler normale döndü. Aradan da tam 15 yıl geçti...
Şimdi sonra ne oldu? diye soracaksınız
Saatte 180 km hızla giden araba kocaman bir kayaya çarparsa hangi servise girerse girsin fabrika ayarlarında çıkamaz...
****
Avcının biri anlatıyormuş;
-Afrika ormanlarında karşıma 4 metre boyunda bir arslan üzerime atladı, tüfeğim patlamadı hayvanda beni parçaladı yedi!...
Yuh! demişler bu kadar palavra olmaz, yaşıyorsun ya!
-Bırak! kardeşim diye cevaplamış “Buna yaşamak mı denir”
Not: Lütfen yaşadıklarınızla başkalarına rehber olun, yol gösterin. Damdan düşenin halini başka kisme bilemez. Bir önceki yazımı okumadıysanız geri dönüş yapın bu sayfayı tamamlarsınız...
Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...
































« geriileri »
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
E-Mail Bülten Kaydı
Döviz Kurları
Arşiv Arama
- -
Anket
Yeni Sitemizi Nasıl Buldunuz...?
Fena Değil
Güzel
İdare eder
Kötü
Çok kötü
İstasyon Gazetesi
© Copyright 2014 İstasyon Gazetesi. Tüm hakları saklıdır.
GÜNDEM
SPOR
SİYASET
EĞİTİM
DÜNYA