TURGUT OVASI


Bu makale 2017-02-19 17:41:12 eklenmiş ve 8618 kez görüntülenmiştir.
Mehmet Güleray

“Turgut ovası, Akşehir ovasının kuzeydoğusunda, batı ve güneybatıdan Türkmen Emir dağlarının güneydoğu uzantılarını teşkil eden, üstün olarak billürlu kalkerlerden meydana gelmiş Gavur dağı, doğu ve güneydoğudan 1430 m ye kadar yükselen Kızılsivri ve 1585 m yükseklikteki Dokuzhöyük dağı ile çevrilmiş kuzey ve kuzeydoğu yanı İçanadolu Neojen platolarına açık tabanı akarsu birikintileriyle örtülü bir ovadır. Ovanın batı yanı, Yavaşlı boğazından itibaren açık olarak sekilidir. Eni yaklaşık olarak 5 ve boyu 10-12 km dir. Turgut ovasının umumi meyli kuzeydoğusundaki Hatap yaylası doğrultusundadır. Fakat akış, yalnız kuvvetli sellerde, çok kısa bir zaman için görülür. Ovanın bütün tabanı ekim alanı halindedir. Yamaçlar çıplak ve taşlıktır. Eşme ovasında olduğu gibi, Turgut Ovası’nda da bazı vadilerin ağızlarında veya ağızları önünde birkaç ağaç bulunur. Fakat bilhassa güneyden Akşehir ovasına giden yol üzerinde olduğu gibi kuzeye dönük yamaçlarda yoz meyva ağaçlarının çeşitli ve bol olduğu dikkati çeker. BUnlar arasında çokluğu meneviş çalıları, acı badem ve alıç alır. Kurak, hususiyle kalkerli yamaçlarda çok kısa ve seyrek bir şekilde dağılmış meneviş çalılarına raslanır. 
Yunak dağının kuzey yamacında, Meşelik köyü etrafında büyük ölçüde tahrip edilmiş meşe ormanı artığının, ortalama 1300 m yüksekliklerde olduğu göz önüne alınırsa, hususiyle Dokuzhöyük ve Kızılsivri dağlarının da bugünkünden çok daha zengin bir bitki örtüsüne sahip olduklarını kabul etmek gerekir. Ancak Turgut ovası köyleri Yunak dağı yamaçlarındaki köylerden çok daha eski köyler olduklarından, esasen zayıf olması gereken ağaçların çoktan yok edilmiş oldukları tahmin olunabilir. Harunlar köyünde, ovanın doğusundaki dağların yüksek yerlerinde çam bulunduğu hakkında da bir rivayet dinledim. Bunda bir yanlışlık bulunsa dahi bu çevredeki tepelerde yoz meyva ağaçları, ardıç ve hatta meşelerin oldukça çok idiklerini kabul etmek yanlış olmaz.
Akşehiri ve Akşehir ovasını Tuzgölüne bağlıyan en elverişli yol Ayrıtepe’den Eşme ovasına ve oradan da doğuya Turgut ovasına girer, sonra doğuya yönelir, fakat hususiyle hayvanla yapılan yolculuklarda, yahut develer için (tuz ve tahıl develeri) Tuzlukçu’dan doğruca Turgut’a giden ve Gavur dağını Acemoğlu beli üzerinden ve Bağırsak deresinden geçerek aşan yol daha kısa ve bu itibarla daha elverişlidir. Çift atlı ve az yüklü arabalar da bu yolu tercih ederler. Bu yol da Turgut’tan sonra doğuya uzanır.
İnsuyu- Akşehir, Tuzgölü-Batıanadolu yolları, eskilerden beri Trgut ovasından çatallaşarak bu iki doğrultudan birisini takip etmiştir. Her iki yol Akşehir ovasında yeniden birleşir. Ayrıtepeden  geçen yolun diğer bir kolu da Akşehir gölünün kuzeyinden geçer. (Tuz yolu)
Harunlar köyü doğusunda “Kale” adı verilen bir yer vardır. Birtakım artıklar, buranın tahkim edilmiş bir yer olduğu fikrini vermektedir. Burada birisi tam tepede, diğeri onun 15 m kadar aşağısında olmak üzere, tepeyi daire şeklinde kuşatan iki taş yığını bulunmaktadır. Ortada, köylünün define bulmak ümidi ile açtığı sir çukurda taşla ve çamur harçla yapılmış bir duvar meydana çıkmıştır. Dört köşeli çukurun iki yanı ana kayanın duvar şeklinde oyulması ile şekillenmiştir. İkinci taş halkasının dışında ve tepenin batısında, dört köşeli yapıların artıklarından ibaret olan daha düzgün yığınlar vardır. Bunlar bir köyün son kalıntıları olabilir. Bundan başka kale tepesinin güneyinde, kalkerler içine oyulmuş iki mezar (birisinin önü toprak yığını ile kapanmıştır.) da buranın eskidenberi çevredeki diğer meskün yerlerden farklı ve daha mühim bir yer olduğuna işaret etse gerekir. Bunlar, bozkıra İnsuyu doğrultusunda uzanan yolun değerini de gösterir. Harunlar köyü muhtarı Mehmet Koç tarafından köyde bulunan toprak kapların klasik çağa ait oldukları Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Arkeoloji doçentlerinden Ekrem Akurgal ve Tahsin Özgüç belirtmişlerdir. Cihanbeyli ile Akşehir arasında Prof. Dr. W. Ruben ve Doçent Dr. Abidin Itil ile birlikte yaptığımız on günlük bir gezide İnsuyu ile Akşehir arasında gerek klasik çağa ait, gerekse eski Yunan devri ile ilgili birçok kalıntılar bulunarak Ankara’da incelettirilmiştir.
Turgut çevresi köyleri de Eşme ovasındakiler gibi ovanın kenarlarında yer almışlardır. Bu bakımdan Akşehir ovası her iki ovadan da farklıdır. Filhakika Akşehir ovasının orta bölümlerinde de köyler vardır. 
Burada istisnai hallerden sayılması gereken bir nokta dikkati çekiyor. Turgut bucağının teşkil ettiği idare birliği nasılsa doğal ve beşeri bir birliğe uyuyor. Ovanın kuzeye açılan yönünde bulunan Yığar, Tavutlu (Taahhütlü), Kıllar ve Eğrikuyu köyleri de ovanın diğer köyleri ile birlikte Turgut bucağına bağlı bulunuyor.
Eskiden Turgutta oturanların hemen hepsi, bugün herbiri ayrı bir ayrı bir köy haline gelmiş olan yerlere yaylaya çıkarlardı. Bu adet şimdi tamamen bırakılmıştır. 
Gavur dağının batısındaki Konarı ve Kundullu köyleri Turguttan ayrılanların kurdukları köylerdendir. Hursunlu köyü daha 50 yıl önce Turgutun yaylası imiş. Yavaşlının yayla olduğunu hatırlayan ve şimdi 65-70 yaşlarında bulunan bir ihtiyar da vardır. Diğerlerinin  sürekli yerleşme noktaları haline geçişleri daha eski olmalıdır.
Ana köy (Turgut), bu ovadaki köylerin en büyüğüdür. (1252 nüfuslu) Kuzören (781) ve Hursunlu (764) ondan sonra gelir.
Turgut’un kuruluşu hakkında herhangi bir rivayet dahi bulunamamıştır.
Turgut köylerinin de hemen hepsi ya bir höyük üzerinde veya yanındadır. Yeni köylerin, sadece yerleşmeye elverişli bulunan aynı noktalarda kurulmuş oldukları görülüyorsa da hiç birisi eskilerin aralıksız devamları değildirler.
Yapı tarzında Akşehir ovasının doğusundaki köyler ile Turgut köyleri arasında fark yok gibidir. Sadece burada iki katlı evler çok daha az, bazı köylerde ise hiç yoktur. Bazı evlerde çelenler tamamen dökülmüş olduğu halde yenisinin yapılmaması veya aslında hiç yapılmamış olması, çevredeki yağış azlığının hem işareti, hem de neticesidir. İşlenmesi kolay olan Neojen kalkerleriyle şistlerin bolluğu ve hele kerpiç yapacak kadar bol suyun bulunmaması yapıda kerpiçin payını derece derece azaltmıştır. Ağaç azlığı, hatta yokluğu da evlerde hatıl ve dikmelerin kullanılmasını zaruri kılmıytır. Damları örtmekte kullanılan döşemelik ağaçlar ise Akşehir ovası köylerinden alınır. 
Köylerin içinde veya kenarlarında yetiştirilmiş meyva ağaçları çok azdır. (Kayısı, erik ve iğde.)
Yakacak olarak kemre ve tezek, meneviş çalıları, kes kullanılır. 
Turgut ocasında kaynaklar çok azdır. Turgutta 1300 kadar halka bunların hayvanlarının su ihtiyaçları bir tek çeşmeden sağlanır. Bu yüzden sabahtan akşama ve akşamdan sabaha kadar çeşme başında büyük bir kalabalığın bekleşip kaynaştığı görülür. Turgut kadınlarının, bir testiyi taşıyacak yaşa geldiklerinden itibaren ömürlerinin en az yarısı çeşme başında geçer. Turgut güneyinde 1/2 km uzakta bulunan İmam Çeşmesi de yalnız baharda bir ay kadar su verir. Harunlarda kışın akan bir kaynaktan başka Hursunlu ile Harunlar arasında yazın cılızlaşan bir kaynak vardır. Hursunlu’daki iki çeşmeden yalnız birisi yazın da su verir. Turgut ve Harunlardan her birinde onar kuyu vardır. Kuyuların derinliği Turgutta 10-12 Harunlarda 4-5 m kadardır. Harunlarda, Kuzörende de olduğu gibi, köyün aşağı bölümünde (Aşağı Mahalle) suyu acı olan bir kuyu vardır. Bu acılığa, köy sokaklarında yağmur suları ile eriyen ve sonra kalkerlerden sızarak süzülmeksizin kuyu sularına katılan pislikler sebep olmaktadır. Bu kuyuların su derinliği de azdır. Az yağışlı yıllarda yaz ortasında hepsi kurur. 1945 yazında Hursunluda bulunan 15 kadar kuyudan yalnız üçü su veriyordu. Bunlardan da ikisinin suları acı idi. 
Ziraat aletleri arasında tek demirli yeni tip saban ve az miktarda iki demir pulluk, her köyde hemen bütün köylünün ihtiyacını karşılayacak kadar orak makinesi vardı. Nadas, ikileme ve mümkün olursa üçleme yapılır. Tarlaları geniş olan köylülerden dinlendirme yapanlar da  olur. Turgut ovasının başlıca ürünleri başta buğday olmak üzere yulaf, az miktarda çavdar, mercimek ve burçaktır. Mercimekle burçak nadas tarlaların bir bölümünde ve hususiyle baharın yağışlı olduğu yıllarda ekilir. 
Turgut ovasında her köylü aileye düşen arazi miktarı, yağış azlığının zaruri bir neticesi olarak Akşehir ovasındakinden çoktur. Bugünkü ziraat tekniği ile bundan daha az arazi geçimi sağlıyamaz. Hursunluda köyün yakınında 20 yıl kadar önce meydana getirilmiş olan bir bağ, bu çevrede halkın kendine yetecek kadar üzüm elde edebileceğini gösteriyorsa da bu örneğin bir benzeri daha yoktur. Bu çevrede eskiden birçak bağların olduğunu söyliyen yaşlılar az değildir.
Her yıl, köylerden herbirinde kavun ve karpuz ekenler olur. 
Turgut köylerinde ziraate verilen ehemniyet Eşe dvasındakinden çok olmakla beraber hayvancılık da ondan geri değildir.
Bu sebeple de haşhaş yağı kullanılmaz, yalnız kuzulama mevsiminde yağı kalmamış olanlar kısa bir zaman için haşhaş yağı satın alır. 
Ahali, harman işlerini bitirdikten sonra, hem kendi ihtiyaçlarını sağlamak, hem de satmak üzere Tuz gölünden tuz ve Mihalıççıktan kil Nazilli ve Karamandan kuru üzüm getirir. Ayrıca kilci, sebzeci, meyvacı, manifaturacı, üzüm ve pekmezci ve patatesçiler gelir. Bunlarla yapılan alış verişte ayni mübadele hakimdir. 
Bucak merkezi Turgut bütün hususiyetleriyle tam bir köydür ve çevresi için hiç bir ekonomik rolü yoktur. Köyde yalnız köy halkının günlük ihtiyaçlarına cevap veren dört küçük dükkan vardır. 
Akarsuyun bulunmaması dolayısıyle çevrede değirmen de olmadığından halk tahıl öğütmek üzere Akşehir ve Kızılkuyu değirmenlerine ve doğu kenardaki köylerden bazıları Kolukısa değirmenlerine giderler. 
Halk, hayvan alış verişi için için Ilgın pazarını, diğer ihtiyaçları için de Akşehir pazarını üstün tutar. Toprak Ofise tahıl teslim etmek üzere de Kadınhanı’na gider. Yün ve yapağı daha çok Bolvadin’de görülür. Bolvadin Tüccarı, daima Akşehir tüccarından biraz daha yüksek fiyatla satın alır. Çünkü Akşehir tüccarıda topladığı yün ve yapağıyı dokuma ve iplik fabrikaları ile anlaşmış olan Bolvadin tüccarına devreder. Ayrıca Kadınhanı ve Bolvadin tüccarlarının adamları da köyleri dolaşarak yün ve yapağı toplarlar.
Turgut ovası, yağışlı yıllarda çok bol ürün verir ve hemen her çiftçi ürünün az veya çok bir bölümünü satabilir. Çevrenin buğdayları Akşehir pazarında iyi alıcı bulur ve daima biraz yüksek fiyatla satılır. Fakat kurak yıllarda Ege bölgesine demiryolu istasyonlarına ve buldukları yerlerde çalışmak üzere köylerini bırakıp gurbetçiliğe çıkanlar çok olur. Buna karşı yağışlı yıllarda her köy dışarıdan işçi arar.
Evlerde kilim ve çok miktarda çuval dokunur. Fakat hiç kimse kendi ihtiyacından fazlasını dokumaz. 
Özel konumlu iki ova olduklarından dolayı Turgut ve Eşme ovalarını ayrı bölümlerde gözden geçirmeyi uygun bulduk. Gerçekte her ikisi de Yukarı Sakarya havzasının yukarılarında iki küçük bölümdür. Fakat bugün hiç bir mevsimde yüzlek akış yoktur.” 
 
KAYNAK: Ferruh SANIR tarafından 1948 yılında kaleme alınan “SULTAN DAĞLARI’ndan SAKARYA’ya ve AKŞEHİR” isimli kitaptan edindiğim bilgileri siz okurlarımla paylaşmak istedim. 1945, 1946, 1947 yıllarında hazırlanan bu kitapta yaz mevsiminde 75 gün geziler yapan Ferruh SANIR Sultan dağlarını, Akşehir Ovasını, Turgut Ovası ve Yukarı Sakarya Havzasında bir değerlendirme yapmış ve bu kitabı kaleme almıştır. 
Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...
































« geriileri »
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
E-Mail Bülten Kaydı
Döviz Kurları
Arşiv Arama
- -
Anket
Yeni Sitemizi Nasıl Buldunuz...?
Fena Değil
Güzel
İdare eder
Kötü
Çok kötü
İstasyon Gazetesi
© Copyright 2014 İstasyon Gazetesi. Tüm hakları saklıdır.
GÜNDEM
SPOR
SİYASET
EĞİTİM
DÜNYA