İLKOKULA ÜNİVERSİTEDEN BAŞLADIM


Bu makale 2016-11-24 04:52:06 eklenmiş ve 16904 kez görüntülenmiştir.
Erdoğan Özbakır

Ayaklarımda “cizlavent” marka iskarpin taklidi lastik ayakkabılar kemer yerine bel lastiği kullanılmış sıradan bir pantolon etekleri dizaltına kadar inmiş kara önlük, boynumu acıtan sertlikte plastik yaka ve içinde ben...
Tam altmış sene öncesi
İlkokul 1. sınıfa gidiyorum çay kenarındaki eski Cumhuriyet İlkokuluna sonraları “iktisadi ve ticari ilimler fakültesi” oldu. Böylece yıllar sonra ikokula üniversiteden başlamış oldum. 
Öğretmenim 4 yıl Hasan Ergün son bir yıl Ahmet Yazar’dı. Şimdi ikisi de rahmetli oldu. Olumsuz bir görüş yazamam lakin bazı başrol oyuncularını özenle seçerler kalanları yardımcı oyuncu çoğunluğu “piyon” veya figüran gibi bırakırlardı. Bu gerçeğin ezikliğini yaşardık. 
Gözdelerin üçü de zengin aile çocuklarıydı.
İskarpin ayakkabıları, kemerli pantalonları pırıl pırıl önlükleri işlemeli patiska yakaları ve hatta ceketleri bile vardı. 
Ali Galip Gündoğar, Çetin Beşik, Şükrü İnce son ikisi artık rahmetli oldu. Ali Park Hayat Hastanesi başhekimidir. Çetin tıp tan döndü, Şükrü Diş hekimiydi...
Yani öğretmenlerimiz zengin veya bakımlı oluşlarından onlardaki kapasitenin farkındalardı öncelik bu nedenle onlardaydı. Azar bizim, dayak bizim.
 
Öyle arada dolaşırken öğretmenlerimiz önce bu cevherleri parlatıyordu... Kalanlar “ne olursa olsun” der gibi.
Sonra;
Öğretmen oldum Sivas’ta, Cihanbeyli’de en son Yunak merkezde çalıştım. Bir süre sonra baktım ki bende aynı hatayı yapıyorum.
Görmesini bilen öğretmen “O”nun diğerlerinden seviye farkını anında farkeder çünkü bu tür çocuklar duruşuyla anlatır.
Düşüncemi bu şekilde anlatmak istemezdim ama onlarında büyük çoğunluğu sosyal ve ekonomik durumu diğerlerinden üstün ailelerin çocuklarıydı... Biz bu nedenle öğretmenimiz onları seviyor algısındaydık.
“İçsel” acılarımın hala içimde gizli bir yara gibi durması nedeniyle kendimi çok çabuk kurtardım. Kendi durumlarını bilerek baştan en arka sıraları seçen gariban çocuklarını aldım, boyuna posuna bakmadan ön sıralara oturttum sonra adaletli rotasyona geçtim.
Öğretmenlik mesleğinde geçen 9 yıl boyunca karşımda duran ve adına öğrenci denilen hammaddenin cevher değerine bakmadan herbirini, kendi kapasitesinde işlemeye çalıştım.
Onların büyük çoğunluğu ekonomik ve coğrafi koşulları nedeniyle okumakla bir makama ulaşamadılar ama içlerinde okuldan kaynaklanan herhangi bir acıda kalmadı... Umarım.
Bugün 24 Kasım Öğretmenler Günü. Meslekdaşlarımın günlerini kutlarım. Aradan 50 yıl geçmiş bakın neler anlatıyorum. 
NOT: Aslında gerçek öğretmenler günü 16 Mart. Yani ülkemizin eğitime en büyük katkıyı yapan “Köy Enstitüleri”nin kuruluş günü...
12 Eylül 1980 sonrasında ülke yönetimine oturanların ilk işlerinden biri bu kurumun anılarını da yok etmek oldu. Aldılar bu günü kapatıp 24 Kasım’a taşıdılar ve aradan geçen yıllar her dönemde yazboz tahtasına döndürülen eğitim bize bu günleri getirdi...
   
Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...
































« geriileri »
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
E-Mail Bülten Kaydı
Döviz Kurları
Arşiv Arama
- -
Anket
Yeni Sitemizi Nasıl Buldunuz...?
Fena Değil
Güzel
İdare eder
Kötü
Çok kötü
İstasyon Gazetesi
© Copyright 2014 İstasyon Gazetesi. Tüm hakları saklıdır.
GÜNDEM
SPOR
SİYASET
EĞİTİM
DÜNYA