OKUYAN EŞŞEK


Bu makale 2016-09-08 04:51:05 eklenmiş ve 116498 kez görüntülenmiştir.
Erdoğan Özbakır

Caddenin karşısına bugünkü gençlik merkezinin olduğu yere sirk kurulmuştu veya adına böyle deniliyordu. İçinde bir kaç yetiştirilmiş hayvan üç beş cambaz... Başrol oyuncusu da “Okuyan Eşşek”. Gariban görünümlüydü. Önüne konan kitap şeklindeki bir nesnenin yapraklarını diliyle çeviriyor bitince anırıyordu...
Gösteriden kalan bölümde çadır dışına çıkartılıyor hem otlanıp hemde güneşleniyordu...
Muzurluğu meslek edinmiş mahallenin “kuzey”li çocukları bu eşşeğe musallat oldular. Alıp veremedikleri ne var? bilinmez kimse bunlara engel olamıyordu. Ve bir gün yağdırdıkları taş yağmurunun sonucu bu hayvanın bir gözünü kör etmeyi başardılar...
Kumpanyanın sahipleri bedelini ödedikleri çok zaman varlığına rağmen bir hafta içinde çadırları söküp Akşehir’i terkettiler. 
Ruhsal sağlığı bozulan eşşeklerini önce göz baytarına sonra da bir rehabilitasyon merkezine götürmek için çekip gittiler...
***
Belki heryerde vardır ama Akşehir’de bu “muzur” çocuklardan (çocuk dediysek aralarında “eşşek” kadar olanlar vardır) çokça bulunur.
Cenaze parkının karşısındaki bulvarda, gülmece parkında son dönemlerde yapılmış heykellerimiz var.
Herhangi bir sanat değeri estetik görünümü yoktur ama yine de bir eksiği kapatır ziyaretçilerimize Nasreddin Hoca fıkralarını anlatır. Önemli bir görevi vardır yani...
Vardır da; bizim iki ayaklı eşşeklerimiz katiyyen doğru durmaz. 
Hoca’mızın göle maya çalarak kullandığı kaşık bugüne kadar belki on defa kırılıp götürülmüş.
Kediyi tartmak için kullandığı terazi çok defa sökülmüş ve hatta bindiği dalı keserken salladığı balta bile çalınmıştır. 
Kurban etini filan parçalasa bir mantık zinciri kuracağım ama bu aletin ne günlük nede müzelik değeri vardır.
Maksat zarar vermek. Sanki uygun bir bölgeleri var, yanıyor böyle yapınca soğuk su dökülecek.
***
2016 Mayıs ayında İsviçre’nin Cenevre’sinde göl kenarında turluyorum. Burası muazzam bir “tema parkı” gezerken bunların hangisi benim şehrime uygulanabilir diye düşünüyorum.
Gölümüzün adı var kendi yok. Artık tanımını kökten değiştirip “Akşehir Çölü” yapmanın zamanı geldi hatta geçti bile.
“Zaten buraların yanında eski haliyle bile basit bir su birikintisiydi” şeklinde düşünürken en az 300 metrelik şeride döşenmiş karikatür panolarıyla karşılaştım. 
Harika bir düzen içinde dünya karikatüristlerinden seçilmiş eserler 2x2 metrelik plekseglas levhalara büyütülmüş daimi bir sergi şeklinde duruyordu...
Şeytan “bunlar bizde olsa şimdiye çoktan parçalanmıştı...” fikrini verirken korktuğum başıma geldi.
İnançlara dönük eleştiriler getiren bazı panolar şu bizim “Okuyan Eşşek” gibi olmuştu... Yıpratılmış parçalanmıştı...
Şehir içi yollarda önünden giden bisikletliye korna çalmadan onun hızıyla yüzlerce metre yol alan araçların, yayaların kaldırımdan aşağı adım attığını görür görmez zınk diye duran sürücülerin memleketinde bu işleride mutlaka oralara giden veya bize benzeyen “Kuzey”liler yapmıştı...
Farklı düşünceleri hoşgörüyle karşılamayan, kültürleri, geleneklerinde saygı ve sevgi fakirliğini çoğaltan insanımız var.
Buna rağmen içimden benzer bir karikatür parkımız olabilir mi? sorusunu soruyorum.
Cevabı belli ama yinede dilimi tutamıyorum.
Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...
































« geriileri »
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
E-Mail Bülten Kaydı
Döviz Kurları
Arşiv Arama
- -
Anket
Yeni Sitemizi Nasıl Buldunuz...?
Fena Değil
Güzel
İdare eder
Kötü
Çok kötü
İstasyon Gazetesi
© Copyright 2014 İstasyon Gazetesi. Tüm hakları saklıdır.
GÜNDEM
SPOR
SİYASET
EĞİTİM
DÜNYA