KURUMLARIN KODLARIYLA OYNAMAK


Bu makale 2016-08-10 04:58:35 eklenmiş ve 45290 kez görüntülenmiştir.
Saadet Ayral Şen

Lozan görüşmelerinde emperyalist devletlerin karşısında, ezik bir Osmanlı devlet adamı yoktu. Muzaffer bir devletin morali yüksek bir ekibi vardı. Alabileceklerinin en fazlasını alabilmek için çırpındılar: 
 Musul vilayeti ve Boğazlar sorunu İngiltere ve Türkiye arasında görüşülmek üzere sonraya bırakılır. 
Kapitülasyonlar sıkı tartışmalar sonucunda reddedilir. 
Yenilmezliği, Çanakkale Zaferi ve Kut-ül Amare’de sona eren İngiltere çıldırmaktadır. Emperyalistler katında çok çetin sorunları olan Türkiye Cumhuriyeti Devleti ancak üç dört yıl yaşar düşüncesi hâkimdir. Aceleye gerek yok dediler ve büyükelçiliklerini Ankara’ya taşımakta ayak sürüdüler.  
  Yerli işbirlikçilerin çıkarları, kapitülasyonların kaldırılması ile zarar gördü. Büyük toprak sahipleri geleceklerinden endişeli idi. Cehaletten dolayı dinciliği geçim kapısı yapanlar pirelendi.  Şeyh Said bütün bu gurupları şahsında birleştiren bir kişi olarak isyan etti. İsyanın bastırılmasının ardından yapılan anlaşmada Musul vilayeti İngiltere’ye verildi. 
 Tüm Hatay sorunu hallediliyordu ki Dersim isyanı patladı. Yabancı parmağını her iki olayda da görüyor musunuz?
 Yeni devlet yüzde 7 okuma yazma oranıyla cahil bir toplumla karşı karşıya idi. Kadınlarda bu oran yüzde üç bile değildi. 
Bu şartlarda kışla aynı zamanda eğitim ocağı olarak çalışmaya başladı. Okuma yazma öğretiliyor, modern yaşam ve sağlık bilgisi veriliyor ve erler iş sahibi ediliyordu. 
 Erbaşlardan eğitmen yetiştirilerek, köylerine eğitmen olarak yollandı. İyi sonuç alındı.
 Bunun ardından 17 Nisan 1940’da açılan Köy Enstitüsünden yetişen enstitülü öğretmenler geldiler. Birden bozkırı yeşerttiler, köylü ile kucaklaşıp bilgi alışverişine giriştiler. 
 Aşık Veysel Enstitü enstitü dolaşıp, saz dersi veriyor. Ayşe teyze bez dokuma halı kursu veriyor. Temel Reis Beşikdüzü Köy Enstitüsünde, balıkçılık ve deniz hakkında bilgilerini aktarıyordu. Okulların kapısı çevreye ardına kadar açıktı:
Yakın köyün muhtarı yapılan gecelerde, konuşma yapıyor ve okul müdür ile yan yana oturup sohbet ediyordu.  Gecelerde okullar çalışmalarını sunarken, temsillerini oynarken bir bizden bir sizden diyerek; köylülerin de bildiklerini oyunlarını, türkülerini, manilerini, ortaoyunlarını sunmalarına olanak veriyorlardı. 
 Eğer bugün Gaziantep oyunlarını, Karadeniz horonlarını, İç Batı Anadolu kaşık oyunlarını, Ege’nin Zeybeği’ni her yerde oynayabiliyor, izleyebiliyorsak Erguvan ağzını, İç Anadolu Türküsünü, Karadeniz Türkülerini zevkle dinliyorsak Köy Enstitülerinin buradaki “Bir Sizden Bir Bizden Formülünün” nedeniyledir. 
 İkinci Dünya Savaşı, dünyayı iki kutba böldü. O sırada Rusya’nın bize düşmanca tavrı nedeniyle biz Amerika ve Nato’nun yanında yer aldık. Amerikalılar bize öncelikle Köy Enstitülerinde Sovyet tipi eğitim yapılıyor diyerek kapatılmasını öğütlediler. Köy Enstitülerinden hoşlaşmayan ağa, din tüccarı, halkı sömüren ticaret erbabı kim varsa iftiralara başladı ve enstitüler kapandı. Oysa bunlar tamamen bizim şartlarımıza göre oluşturulmuş, patenti bizim olan orijinal kurumlarımızdı. Öğretmen Okulları uzun süre büyük ölçüde Enstitülerden kadroların aktardıkları birikimle, enstitü ruhunu yaşattılar. 
 Ben o dönemde öğretmen okullarında yetişmiş biriyim. Daima içimizde olan öğretmenlerimizin “Saadet sen öğretmen olacaksın bu davranışı sana hiç yakıştıramadım”,  “Bak bu davranışın çok güzel hep böyle devam et.” öğütleriyle yetiştim. Ama ne yazık ki bu kurumlar da Öğretmen Lisesine dönüştürülerek ruhundan sıyrıldı. Şimdi her yeni üniversitede boyuna eğitim fakülteleri açılıyor, ihtiyaçtan fazla öğretmen yetiştiriliyor. Yeterince uzman kişilerden eğitim de alamadıklarını düşünürsek, nasıl bir formasyon aldıkları kargaşası içinde yetişen öğretmenler, artık öğretmen okullarından, eğitim enstitüsünden mezun olan öğretmenlerle aynı duygular ve aynı kalitede değil. Öğretmenler; kadrolu öğretmen, sözleşmeli öğretmen, ücretli öğretmen gibi bölünerek güvensiz, güvencesiz, kölelik sistemi ile çalışan kişiliksiz bir meslek elemanı durumuna düşürüldü. 
Bu konuda kafa yoranların sundukları raporlarda öğretmen akademileri kurularak, öğretmenin özel bir eğitimle yetiştirilmeleri gerektiği düşünceleri gündeme getirildi. Ama hep düşünce olarak kaldı. 
 Şimdi bakıyoruz ki, bizim imrendiğimiz askeri eğitim kurumları yok edilip, tıpkı öğretmen yetiştiren kurumlardaki gibi kaynakları kurutulup, askerlik ocağını Mevlana kapısına benzetmek istiyorlar. Böyle yapılarak öğretmenlik eğitimi mahvoldu. Öğretmen mutsuz, şaşkın, öğrenci –veli mutsuz, toplumun geldiği nokta meydanda…  Bizde mutlu ve memnun muyuz?
Her fırsatta muhafazakârlıktan bahseden, bugün yaşadığımız olayda büyük ölçüde kendilerinin de kusuru olduğunu açıkça kabul eden yöneticilerimiz, “ Pireye kızıp yorgan yakma misali”, yaptıkları hatadan vazgeçmelidirler. 
Yılların süzgecinden geçerek oluşmuş, askeri eğitim kaynaklarının kurutulmasına izin vermeyiniz. Eğer hatalar varsa onları yok ederek değil, kendiniz de bir özeleştiri de yaparak sorunların yok edilmesi için uğraşınız. 
Emir Komuta zincirine dokunmayınız. 
Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
emir komuta zinciri
abdullah şenol 2016-08-16 02:48:09
Dokunmayın dediğiniz emir komuta zinciriyle az daha darbe yapılıyordu.bilmediğiniz konularda lütfen yazmayın.saadet hanım hatta siz artık hiç yazmayın.çekilin evinize gençlerin taze fikirleri gelsin...
Toplam 1 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...




















« geriileri »
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
E-Mail Bülten Kaydı
Döviz Kurları
Arşiv Arama
- -
Anket
Yeni Sitemizi Nasıl Buldunuz...?
Fena Değil
Güzel
İdare eder
Kötü
Çok kötü
İstasyon Gazetesi
© Copyright 2014 İstasyon Gazetesi. Tüm hakları saklıdır.
GÜNDEM
SPOR
SİYASET
EĞİTİM
DÜNYA