Atatürk’e Beddua Okuma Girişimi


Bu makale 2015-11-12 07:49:11 eklenmiş ve 2685 kez görüntülenmiştir.
Emre Ece

Ulu önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü, ölüm yıldönümü olan 10 Kasım vesilesiyle, rahmetle anıyorum, silah arkadaşlarının, cumhuriyetimizin kurulmasında emeği geçen herkesin mekanı cennet olsun. Yaşadığımız ülkede siyasi görüşü ne olursa olsun, hangi partiye oy veriyorsa versin, büyük bir çoğunluğun da Atatürk’ü saygı ve sevgiyle andığından eminim. Belki onun gösterdiği hedefleri unuttuk, önceliğimiz olarak gözükmüyor artık, ama ona duyduğumuz azalmayan bir minnet hissi hep içimizde. Ömrünü ülkesi için harcamış ileri görüşlü bir şahsiyet, sadece ülkemizde değil, tüm dünyada ezilmiş milletlerin, sömürgecilere karşı açtıkları bayrağın yegane sembolüdür, Mustafa Kemal.

Fakat ülkemizde bazı kesimler, medyada olsun, sivil toplumda olsun, Atatürk’ü bizim gibi vefa duygularıyla değil, tarihi çarpıtmalarla, kin kusarak, karalamakta, onun bıraktığı mirasa, Cumhuriyet’e saldırmaktalar. Bu odaklara karşı uyanık olmak, öncelikli vatandaşlık görevimizdir, prim veremeyiz. Samsun’dan ve öncesinden de, gözünü karartıp yola çıkmış, Türk Milletinin birliğini sağlamış, Kurtuluş Savaş’ından sonra bir devlet ortaya koymuş bu insana yapılan saldırılar, aslında bütün Türkiye Cumhuriyet’i vatandaşlarına yapılmaktadır.

Atatürk’e Karşı Kahriye (Kötü Dua) Okunması Girişimi

Atatürk’ün fikirlerinde olan, “Egemenlik kayıtsız, şartsız, milletindir” düsturu,  Erzurum, Sivas kongrelerinde, Amasya genelgesinde alınan kararlar, hakimiyetlerini yitirecekleri korkusu ile şer odaklarını rahatsız ediyor. Yeni bir şey değil bu rahatsızlık, bizim şahit olduğumuz saldırıların benzerlerine, Atatürk yaşarken de rastlıyoruz. Sadece biçimleri farklı. Şimdilerde TV köşelerinden saygısızlıklar yapılıyor, o zaman da şeyhleri, şeyhülislamı çağırıp, Beddua ettirme girişimleri varmış. Dr.Hayati Bice’nin anlatımıyla:

“II. Abdulhamid döneminde Şeyhülislâmlık’ta görev yapmış Şeyh Rahmi Baba 1930’lu yıllarda şeyh ve halife arkadaşlarını gizlice Anadolu’nun bir kasabasına davet eder. “Kahriye” okunacak, yani “Ya Kahhâr” zikri çekilerek Mustafa Kemal’in ve rejiminin “kahr u tedmiri” için dua edilecektir. Davet kabul görür ve gizlice toplanılır.

Kahriyenin okunacağı sabaha birkaç saat kala Şeyh Efendi bütün niyetlerini altüst edecek bir rüya görür:

Bir dünya haritası. Ortasında Türkiye. Türkiye toprakları dünyanın diğer bölgelerinden bariz bir şekilde ayrılırcasına yemyeşil. Fakat etrafı, sınırları simsiyah, hayli kalın, lakin alçak duvarla çevrili. Peygamber Efendimiz haritanın başında ve insanların gözüönünde dünyayı yeniden taksim ediyor; şurayı şuna, burayı buna verin diye emirler veriyor, etrafındakiler de gerekeni yapıyorlar.

Mustafa Kemal, Trakya bölgesi gibi bir yerde duruyor. Yüzü Peygamber Efendimiz’e dönük değil ve duruşundan anlaşıldığına göre mahcup ve tedirgin bir durumda; bu yüzden Efendimiz’e bakamıyor. Sıra Türkiye’nin kime verileceğine geldiği zaman Şeyh Efendi gözlerini beş açıyor ve pürdikkat kesiliyor Peygamber Efendimiz yüzünü çevirmeden yalnız eliyle işaret ederek “burayı şuna verin” buyuruyorlar. Burası dediği Türkiye’dir, şu dediği de Mustafa Kemal’dir.

Şeyh Efendi kan ter içinde uyanır. Düşüncelidir. Niyetiyle rüyası arasında bir müddet gider gelir. (Tasavvuf ve tarikat kültüründe rüya, doğrudan bilgi kaynaklarından biridir). Abdestini alır, namazı cemaatla kılmak için arkadaşlarının yanına gider. Namaz eda edilir, dua biter. Fatiha çekilir. Herkesin kahriye okumaya geçilecek dediği bir anda Şeyh Efendi rüyasını anlatmaya başlar…

Rüyayı şöyle yorarlar: Türkiye yemyeşil olduğuna göre bu hayra, İslâm’a alâmettir ve durumun esas itibariyle iyi olduğunu gösterir. Etrafındaki duvarların kalın ve siyah oluşu tedirginlik verici; çünkü siyah küfür işaretidir, fakat alçak oluşları mevcut menfi durumun çok uzak olmayan bir zamanda aşılabileceğini gösteriyor. Gerek Efendimiz’in ona karşı tavrı, gerekse Mustafa Kemal’in duruşu menfi… Türkiye’yi ona veren Hz. Peygamber olduğuna göre buna karşı çıkamayız.

Kahriye okumaktan vazgeçilir ve şeyhler, halifeler memleketlerine dönerler...”

Yine Hayati Bice’nin şahsi ilgisiyle edindiği bilgiye göre rüyayı gören kişi Mevlüt Rahmi Efendi isimli bir zat-ı şerif idi. Osmanlı’nın son döneminin, cumhuriyetin de ilk günlerinin maneviyat ehli arasında saymamız gereken bir mürşid-i kâmil idi ve Nakşî-Kadirî icazetine sahibi olmakla beraber Kadirî usulünü öne çıkartan bir meşrebe sahipti.

İnançlı olduklarını bas bas bağırarak gözlerimize sokan insanlar, umarım vakti zamanında Mevlüt Rahmi Efendi’nin gördüğü rüyanın bir benzerini görürler. Çünkü gerçek hayat tecrübeleri yetmemiş, iş rüyaya kalmıştır.

 

Görmeyen gözler için bir de resim paylaşalım, inançsız olmakla suçladıkları Mustafa Kemal, Galata Mevlevihanesi’ni ziyaretinde, Mevleviler ile yan yana. Celalleddin Rum-i’nin de, Atamızın da ruhları şad olsun.

 

Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Mobil
fahrettin eskigarnizon 2015-12-09 06:01:28
Sizinle tanisamadan Aksehir'den ayrildigim icin uzgunum. Umarim ankarada tanisiriz.Erdogan amcada tel.um var. Allaha emanet olun.
Toplam 1 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...



SU













« geriileri »
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
E-Mail Bülten Kaydı
Döviz Kurları
Arşiv Arama
- -
Anket
Yeni Sitemizi Nasıl Buldunuz...?
Fena Değil
Güzel
İdare eder
Kötü
Çok kötü
İstasyon Gazetesi
© Copyright 2014 İstasyon Gazetesi. Tüm hakları saklıdır.
GÜNDEM
SPOR
SİYASET
EĞİTİM
DÜNYA