SU


Bu makale 2015-10-30 20:29:36 eklenmiş ve 984 kez görüntülenmiştir.
Emre Ece

Sıcak yaz günlerin birinde, balkon kapısından gelen esintiye bıraktı kendini genç. 25 yaşlarında, ömrünün bitmeyen baharında, hayatının kötü gittiğini düşünmesinden dolayı yine hayatı sorgular olmuştu. İşler yolunda olduğunda da bu sorgulamayı yapıp yapmayacağını düşünecek seviyeye ulaşıyordu. “Suya düşmüş boğulmayı bekleyen çocuklar gibiyiz, çırpınıyoruz öylesine. Pes eden de ölüyor. Hayat denilen şey bu değil mi?”diye karaladı önündeki kağıda. Altına da imzasını attı. 

Sahi insan dediğimiz varlık, tüm bilinci kendi kontrolünde olduğu sanısıyla, dünyaya, suya atılmış yüzme bilmeyen bir çocuk gibi, bırakılmadı mı? Kendisi gibi yüzme öğrenenlerin çırpınışlarını, boğulmalarını, birbirlerinin üzerine çıkıp kurtulmaya çalışarak suda kaybolmalarını, görerek yüzmeye çalışmadı mı? Kolları yorulan niceleri, “tamam pes” diyip yüzme sevdasını bırakmadı mı? 

Hem böyle, hem de böyle değil. Böyleydi, böyle olmayabilirdi. Böyle değildi, böyle olabilirdi. Boğulanlardan farklılar da vardı. Çırpınmayanlar. Fakat boğulmayanlar da! Kulaç atmayıp, suyun akışını değiştirebilen birileri. Yahut suyun onlar için akması da diyebiliriz. Su onları kayırıyor olabilir miydi? Onlar neyi farklı yapıyorlardı da, kulaç atmadan boğulmuyorlardı? Dahası su ile bir oyunda gibiydiler, suyla şakalaşıyorlar, su ile birbirlerine naz eder olmuşlardı. Farkları şuydu ki, su onları kaldırabilecek güçteydi, ama bunu onlara rağmen yapmak istemiyor, onları kaldırmıyordu. 

Boğulmayanlar bunu görmüştü, su onları kaldıracaktı, fakat kendilerini ona gönül rahatlığıyla bırakmaları şartı ile. Belki bırakmaları değil yalnızca bırakmaları gerektiğini anlamaları yeterli olacaktı, su buna bile razıydı. Onları sonsuz gücüyle kaldırıp, omuz verecek, yüzeyinde, eteğinin kenarında nefes aldıracaktı. İşte eteğin dibide, suyun içinde, nefes alanların söylediği Niyâzî-i Mısrî’den şu iki satır idi: 

“Deniz içinde bir damlayım ama deniz hayrândır bana, 

Yeryüzünde içinde zerreyim ama arş seyrân oldu bana.” 

Yani aslında sudan başka bir şey yok idi, boğulanları öldüren suydu, yüzeye çıkartıp nefes aldıran da yine suydu. Her şey suydu. Bunu bilenler -kesinlikle zahir anlamıyla değil- yüzeydeydi, diğerleri de dipte. Dipte olmak insanı azdırır, kızdırır. Bu kızgınlık ve azgınlıkla daha fazla dibe gidersiniz. İşte hakikat böyledir, ne vakit dibe düşmenizdeki hatanızı kabul eder, suya baş eğersiniz, kibir kalesini yıkarak, suyun yüzeyine çıkabilirsiniz. Hz.Adem etti, İblis etmedi. Çünkü Adem kendisini bilmiş, şehvetinden doğan günahı görmüştü. İblis kendisini bilemedi.

Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...



SU













« geriileri »
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
E-Mail Bülten Kaydı
Döviz Kurları
Arşiv Arama
- -
Anket
Yeni Sitemizi Nasıl Buldunuz...?
Fena Değil
Güzel
İdare eder
Kötü
Çok kötü
İstasyon Gazetesi
© Copyright 2014 İstasyon Gazetesi. Tüm hakları saklıdır.
GÜNDEM
SPOR
SİYASET
EĞİTİM
DÜNYA