Allah Bahâ Allah’ı Mıdır?


Bu makale 2015-10-28 05:41:49 eklenmiş ve 1118 kez görüntülenmiştir.
Emre Ece

Bahâ ve bahane kelimeleri yazılışları ve söylenişleri her ne kadar benzese de, bir durumu anlatırken, iki zıtlığı nasıl da temsil ediyorlar. Bir tanesi sayıca çokluğa kıymet verirken, diğeri ufak da olsa bir şeyin kıymetini bize anlatacak. Büyük gönüllerden kopan küçük şeylerin, kıymete sahip olabileceğini, daha kıymetli bir şeye vesile olabileceğini… Aşağıdaki sözü ilk kez bir programda Serdar Tuncer’in ağzından duysam da daha sonraları Muzaffer Ozak’ın vecizeleri arasında görmüştüm. 

“Allah bahâ Allah’ı değildir, bahane Allah’ıdır.” 

Bu söz, Allah (c.c) hakkında bir söz söylüyor, bir iddiada bulunuyor. Allah şöyle değildir, böyledir diyor. İddialar, aksi durumları toplumda kabul gördüğünde dillendirilir, bana kalırsa Muzaffer Ozak da toplumda böyle bir aksaklık olduğunu fark edip, bu sözü söyledi. Öncelikle “bahâ” ne demek ona bakalım, bahâ bizim konuşma dilimizdeki “pahalı” kelimesinin kökündeki “pahâ” ile aynı. Yani “eder”, “kıymet”, “miktar” anlamlarına geliyor. 

Bahaneyi ise daha çok olumsuz anlamda kullanıyoruz, “Bahane bulmak” gibi. Ama bir de “bahane olmak” var, güzel bir şey olduğunda şu da bahane oldu diyoruz, vesile oldu anlamında. Sözümüze dönecek olursak, “Allah bahâ (miktar) Allah’ı değildir, bahane (vesile) Allah’ıdır.” Yani, Allah sizin dünyalık ölçülerinizle, birimlerinizle sizi yargılamaz; O’nun terazisinde gümüşe, yakuta, altına yahut Dolar’a, Euro’ya, Türk lirasına yer yoktur, O, bahane yani vesile Allah’ıdır, en içinizde, özünüzde O’na duyduğunuz muhabbeti görürse, ne kadar az olursa olsun yaptığınız işin “bahâ”sı, o sizin bahaneniz olur. 

Bu sözün paralelinde güncel bir olaya ardından da bir menkıbeden bahsedeceğim. Söz, menkıbe ve olay. Sanki bu üç şey, aynı kalemden yazılmış ve önüme konulmuş gibi. Aksini kim iddia edebilir ki zaten? 

Babam elindeki gazeteye bir süre baktı ve “Peh müftüymüş bir de bunu söyleyen…” dedi. Ben ne demiş olabileceğini düşünürken, müftünün “Kurban kesmek bir ibadettir. İnsanlar kurban alırken elbette kurban edilen hayvanın dinimizin emrettiği kaidelere uyması gerektiğine dikkat etmelidir. Bununla birlikte maddi olarak kurbana harcadığın para, sevabını da o oranda etkiler. Maddi gücü yerinde olanların maddi güçleriyle orantılı kurban kesmeleri daha uygundur. Yani kısacası aldığın kurbanın fiyatı oranında sevabın artar, ne kadar pahalı kurban o kadar sevap kazanırsın.” sözlerini okudu gazeteden.

Açıklamanın başında konuya gayet iyi girmiş aslında, herkesin gücüyle oranlı kurban kesmesini tavsiye ediyor. Fakat sonlara doğru tekrar tekrar okumama rağmen, sıkıntılı anlamlar çıkardım. “Kısacası” diyerek özetlediği açıklaması “…aldığın kurbanın fiyatı oranında sevabın artar, ne kadar pahalı kurban o kadar sevap kazanırsın.” cümlesiyle bitiyor. 

Bunu nasıl bir mantıkla demiş olabileceğini düşündüm ama izanlı bir bakış açısı geliştiremedim. Muhtemelen söylemek istemediği bir şeyi, yanlış ifadeden dolayı söyledi. Düşündükçe fikrin sığlaştığını fark edip, “Allah, Allah…” dedim ve odama çekildim. Bir kaç gündür okumaya çalıştığım Şems Tebriz-i’nin Makalat’ını açtım, birkaç sayfa aşağı indirdiğimde gözüme Bayezid-i Bistami’nin bir menkıbesi çarptı ve menkıbeyi okudukça, anlam veremediğim o sözler parça parça oldu. Hikâye şu şekilde: 

Bayezid-i Bistami hacca çok defa yaya olarak giderdi. Yetmiş defa hac etmişti. Bir gün hac yolcularının, çölde su sıkıntısından çok perişan olduğunu gördü. Nerede ise susuzluktan ölüyorlardı. Hacıların toplanmış oldukları bir kuyu başında bir köpek gördü. Hayvan bitkin bir halde kendine bakıyordu. 

Bayezid’e ilham geldi. Bayezid “Bu köpeğe su yetiştir.” diyor ve bağırıyordu: 

“Makbul bir hac sevabına bir bardak suyu kim satar?” 

Hiç kimse bu çağrıya aldırış etmedi. Sonra artırmaya başladı, yaya olarak yapılmış beş hac sevabı, altı, yedi derken yetmiş haç sevabına kadar artırdı. Birisi ben vereyim diye seslendi. Bayezid’in hatırından şöyle geçti: 

“Ne mutlu bana ki, bir köpek için aldığım bir bardak su ile yetmiş piyade hac sevabı satın aldım.” 

Suyu hemen alıp bir çanağa döktü, köpeğin önüne koydu. Köpek yüzünü çevirdi. Bayezid büyük bir hata yaptığını anlayarak, yüz üstü kapandı, tövbe etti. Kendisine ilahi bir ses geldi:“Allah için yaptığın bir iş dolayısıyla, daha ne kadar zaman, şunu yaptım, bunu yaptım diyeceksin? Görüyorsun ki bir köpek bile bunu kabul etmiyor.” 

Bunun üzerine Bayezid: 

“Yarabbi! Tövbe ettim. Bundan böyle bir daha yanlış düşünceye kapılmam.” dedi. Köpek bunu duyunca başını çanağa batırdı, suyu içmeye başladı. 

Bayezid-i Bestami’nin menkıbesi de Muzaffer Ozak’ın sözü de Müftü’nün “kısacası” ile başlayan cümlesini yalanlıyor. Tercih sizin gönlünüze kalmış, kurban pazarına girdiğinizde, kurban olacakların üzerinde dolar işaretleri görmüyorsanız, Müftü’yü, yahut yanlış anlaşılan sözlerini siz de reddedebilirsiniz. Ben de bir kez daha anladım ki, “Allah bahane Allah’ıdır”, ki bu yazıya vesile olacak şeyler meydana geldi. 

Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...



SU













« geriileri »
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
E-Mail Bülten Kaydı
Döviz Kurları
Arşiv Arama
- -
Anket
Yeni Sitemizi Nasıl Buldunuz...?
Fena Değil
Güzel
İdare eder
Kötü
Çok kötü
İstasyon Gazetesi
© Copyright 2014 İstasyon Gazetesi. Tüm hakları saklıdır.
GÜNDEM
SPOR
SİYASET
EĞİTİM
DÜNYA