YILAN HİKAYESİNİN HİKAYESİ


Bu makale 2015-02-25 06:31:42 eklenmiş ve 2007 kez görüntülenmiştir.
Gürşen Sevinç

Yılan Hikayesi, bildiğiniz gibi bir türlü sonuca bağlanamayan ve uzayıp giden, konularda kullanılan tabirdir: Bir işin gecikmesi, durup durup gündeme gelmesi ve gerçekleşmemesi  durumlarında söylenen bir sözdür; “Bu iş  yılan hikayesine  döndü”

Peki bu yılan hikayesi nedir, nereden çıkmış bu tabir ?                                                

Literatürü incelediğimizde pek çok yılan hikayesine rastlarız, bazıları da saçma sapan... Bu tabirin başrol oyuncusu yılan, menfi nitelik taşıyan bir canlı olmakla birlikte kendine zarar vermeyene saldırmayan bir sürüngendir. Yılanla ilgili masallar, romanlar, şiirler, atasözleri yazılmıştır. Deri sanayine, ilaç sanayine girmiştir. Sümerlerden bu yana tıbbın sembolü olmuştur. Genel anlamda hekimlik, veteriner hekimliği, diş hekimliği, eczacılık gibi dalların hepsinin sembolleri yılandır. Sağlık Bakanlığı’nın ambleminde bile yılan vardır. Bunun anlamı insanların doğadan kopamadıklarının, doğa ile iç içe yaşamak zorunda olduklarının bir göstergesidir.

Hikayemize gelince;

Zamanın birinde bir oduncu, ormanda odun keserken çalılar arasında bir yılan görür. Elindeki baltayı kaldırıp yılanın başını vurmak üzereyken bir an göz göze gelirler.  Oduncunun doğa aşkı yılanı öldürmesine mani olmuştur. Yılan da duygulanmış, “Ey insanoğlu, sen bana kıyamadın, ben de sana bir iyilik edeceğim” demiş ve yakındaki bir kör kuyuya dalmış ve kaybolmuş, Biraz sonra ağzında bir altın lira ile gelmiş ve oduncuya uzatmış. “Bundan böyle ömür boyu sana her gün bir altın lira vereceğim.” demiş.

Oduncu altını bozdurmuş ve evinde o gün şenlik olmuş. Hiç kimseye olanı biteni anlatmamış. Ailesi dahil herkes sadece oduncunun çok çalıştığı için durumunun düzeldiğini zannetmiş. Oduncu her gün o kör kuyunun başına gitmiş, yılan ile buluşmuş ve altınını almış.

Gel zaman git zaman, oduncu ağır hastalanmış. Kuyunun başına gidemez, altınını alamaz olmuş. Bir kaç gün geçince bolluğa alışmış olan evinde darlık başlamış. Oduncu oğlunu yanına çağırarak yılanın sırrını açıklamış.

"Git kör kuyunun başına ve oğlum olduğunu söyle, yılan sana bir altın verecek" demiş. Oğlu önce inanmamış ama gene de gitmiş. Yılan önce saklanmış, sonra ortaya çıkmış. Çocuğun  oduncunun oğlu olduğuna  kanaat getirince de kuyuya inip bir altın getirmiş ve çocuğa vermiş.. Oğlan önce inanmadığı hikayenin gerçek olduğunu görünce  kuyudaki altınları  düşünmeye  başlamış  ve  o hırsla yılanı öldürmek için  yerden  büyük bir taş alarak yılana fırlatmış, ancak yılanın kuyruğunu koparabilmiş. Yılan da can havliyle dönüp oğlanı sokmuş, öldürmüş.

Akşam yaklaşıp da oğlu gelmeyince oduncu iyice telaşlanmış. Hasta yatağından sürünerek bile olsa kalkmış, kuyunun başına gitmiş ki oğlu cansız yatıyor. Yılan da o sırada  kuyruğu yok ve kanlar içinde ortada görünmüş. Oduncu bu duruma çok üzülmüş. Çok kıymetli  oğlu yerde cansız, yıllardır velinimeti olan yılan da yaralı..Yılanı oğlunun öldürdüğünü anlayan oduncu yılandan özür dilemiş; “Oğlum bir hata yaptı gel onu affet, seninle tekrar dost olalım” demiş...

Yılan acı acı gülümsemiş. “Çok isterdim ama, sende bu evlat acısı, bende de bu kuyruk acısı varken biz artık dost olamayız” demiş.

Bir başka hikaye:

Padişahın bir türlü çocuğu olmuyormuş, ne yapmışlarsa bir türlü bir çocuk sahibi olamamışlar. Bir gün yaşlı, uzun sakalları olan beyaz bir adam saraya konuk gelmiş, padişah adamı çok sevip akşam yemeğine alıkoymuş. Yemekten sonra sakallı ihtiyar "Galiba sizin meyveniz yok" demiş.

Padişah hemen atılmış, "Her türlü meyve var, ne istersiniz?" demiş "Yok, yok" demiş ihtiyar, “Onu söylemiyorum, galiba sizin çocuğunuz yok, demek  istiyorum”.  Padişahla karısının gözleri dolmuş, "Çok istedik, ama ne yapalım olmadı" diye cevap vermişler.

"Peki" demiş ihtiyar, "ben size bir yol göstereceğim, dediklerimi yaparsanız çocuğunuz olur. Ülkenin en ucundaki dağın tepesinde bir pınar var….”  diye başlayıp devam  eden  çok uzun  bir yılan hikayesi  de mevcut… 

Hatırlarsanız; Yılan Hikayesi  adıyla Mehmet Ali Alabora (Komiser Memoli) ve Meltem Cumbul (Zeyno)'un başrolünü paylaştığı, köyden kaçan Zeyno'nun Memoli ile karşılaşıp birlikte yaşadıkları  olağanüstü maceraları anlatan ve 1999-2002 yılları arasında  üç yıl gösterilmiş bir televizyon  dizisi de  vardı…

Yukarıda verilen üç örnekte de süre söz konusu olmakla birlikte biz; literatüre geçen “yılan hikayesine döndü” tabirinin hangi hikayeden kaynaklandığına karar veremiyoruz.

Ama size soruyoruz :

Her siyasi dönemde temcit pilavı gibi ısıtılıp ısıtılıp ortaya konan Akşehir’in vilayet olmas›

10 – 15 yıldır sürüncemede kalan , çok önemli  bir turizm potansiyeli  yaratması beklenen  Hıdırlık Dağ Oteli,

Tarık Buğra’nın anılarının bulunduğu  ve  bir türlü  restorasyonu yapılamayan mezbelelik içindeki  Rüştübey  İşhanı,

Esnafın yıllardır sabırla beklediği tarihi çarşı Arasta’nın düzenlenmesi

Akşehir’den geçecek olan ve bir türlü bitirilemeyen Ankara- Antalya karayolu 

Ylllar önce yapılan ve yanlış bir proje nedeniyle yenilenemeyen, Akşehir’e hiç yakışmayan bir Otogar…

Ve  benzerleri  için “yılan hikayesine döndü” demeyelim de ne diyelim? 

Lütfen siz söyleyin!

Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...
































« geriileri »
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
E-Mail Bülten Kaydı
Döviz Kurları
Arşiv Arama
- -
Anket
Yeni Sitemizi Nasıl Buldunuz...?
Fena Değil
Güzel
İdare eder
Kötü
Çok kötü
İstasyon Gazetesi
© Copyright 2014 İstasyon Gazetesi. Tüm hakları saklıdır.
GÜNDEM
SPOR
SİYASET
EĞİTİM
DÜNYA