TARIK BUĞRA (2 EYLÜL 1918 - 26 ŞUBAT 1994)


Bu makale 2015-02-24 06:10:45 eklenmiş ve 3030 kez görüntülenmiştir.
Mehmet Güleray

- İnsan hep kaybeder: Kaybetmenin bir yolu da kaçmaktır. Ben Akşehir’i kaçarak korudum. Gittim ve kaybettim. 

- Şimdi Akşehir bembeyaz, pırıl pırıl ve ılıktı. Çolak Salih istasyona üç, dörtyüz metre kala marşandizden atlamış, bahçe aralarından, pamuk gibi karlara dizleri gömüle gömüle yürüyordu. Neşeli neşeli bir soluyuşu vardı. Görende mektep kaçkını sanırdı. Kütahya,Alanyurt ve Afyon’da yediği ayazları düşündükçe;

- Hey kurban olduğum Akşehir, karın kışın bile bi başka çeşit... İliklerim ısındı len!,, diye söyleniyordu. (Küçük Ağa Ankara) 

- Şehre indik. ‘Çekirgeleri herşey pahalı, çok pahalı. Boyuna yiyorlar, içiyorlar. Güneş var. 

- Bir arabam olsaydı bir de türküm olurdu elbet. Yollar herkese açık. En uzun, en dolambaçlısını seçerdim sizlere inat.

- Cehalet okumamaktır. Tek yanlı okumakla da koyulaşır. 

- Öfkem beni çirkinleştirmemeli, hele hele katiyen küçültmemeli. Bu endişeyi bütün duygular içir taşırım; Sevgi, dostluk, taraftarlık ve bunların zıtları için; hepsi için. Çünkü tanrının bana en büyük lütfu en güzel, en büyültücü duygu ve düşüncelerde çirkinleşen, küçük yazar ve çizerler olabileceğini daha okul sıralarında iken gördüm. 

- Bütün çocuklar aynı türküyü söyler. Mutlu anlarında. Bir çeşittir, iç çekişlerinde, gözlerinin doluşlarında türkülenri. Siz ey kocamışlar, neden başka başka türkülerle dertlenir, sevinir, övünürsünüz? Çeşitlendirdiğiniz özlemler, istekler ve tutkular kaç para eder?

- Bir arabam olsaydı. Bir de türküm olurdu elbet. Yollar herkese açık. En uzun, en dolambaçlısını seçerdim sizlere inat. 

- Delikli demir acizin, zayıfın buluşudur. Bütün vurucu kuvvetleri onlar ve piyonları buldu da, hala ezmek istiyorsanız siz. Ölümünüze susamışsınızdır.

- Evet, insan siyasi bir mahluktur. Daha doğrusu siyasi olmaya, siyasetle uğraşmaya mecbur bir mahluktur. 

“Nasreddin Hoca”

Tarık Buğra’nın gazetecilik hayatı 1949 yılında Akşehir’de Demokrat Parti’nin kurucularından olan babasıyla birlikte çıkardığı haftalık “Nasreddin Hoca” gazetesi ile başlar. Konya’da dizilip basılan bu kısa ömürlü gazetede milli şefliğe karşı bayrak açarak -kendi ifadesiyle- insan hakları hürriyetleri ve haysiyeti için savaşan Tarık Buğra, “Bu gazete Konya çevresinde etkili olmuş, İstanbul’un büyük gazeteleri tarafından da ilgi görmüştür. Hemen her sayısından Hürriyet ve Vatan gibi gazeteler iktibaslar yapar, bir yazımı alırlardı” diyor. İlk sayısı 26 Temmuz 1949’da çıkan Nasreddin Hoca’nın sahibi ve yazı işleri müdürü olarak Tarık Buğra görülmektedir. Ancak daha sonra künyede sahip olarak Tarık Buğra’nın yanında Orhan Drahor diye bir isim daha belirir. Gazetesini, bu zattan 28 Haziran 1952’de noter kanalıyla aldığı bir protesto ile kaybeden Tarık Buğra, hazin bir tesadüf sonucu olarak, babası Mehmet Nazım beyi de aynı gün kaybetmiştir. 

HATIRLAMAK

Eski çağların ormanlarında, çok eski bahçelerde,

Unutulmuş kuşlar vardır, ben bilirim,

Yaklaşırlar bana, yalnız bana, allı pullu kanatlarla,

Yalnız benim duyduğum masallarla, ninniler, ağıtlarla…

Boştur ama, boş; bittiği yerden başlar,

Daha da dikleşerek yokuşlar.

Tanrı üfleyivermiş gibi söner de güneş

Erir gider avcuma kondu konacak kuşlar.

Ve ben taş duvarlara, demir kapılara çarpar parçalarım bardakları,

Sanki eskiden, eciş bücüş eden,

Ben değilmişim gibi, çılgın naralarla karşıladığım,

O mutlulukları, anları, elleri, dudakları,

Hatırlar, hatırlar, hatırlarım gene de,

Mıhlanıp kaldığım bu yoksul pencerede.

Başım döner, çıldırırım sonra da,

Hatırlamala yeniden bulmanın,

O kıl kadar, o aşılmaz uçurumu önünde.

Ve ben yeniden yur yıkar, sarar sarmalarım da,

Maviden, yeşilden kefenlere bebeklerimi,

Bitkin, terli, soluk soluğa ve üzgün, çok çok üzgün,

Yeni doğuşlar beklerim – terim daha soğumadan beklerim-

Korku, dua, diş gıcırtısı – karmakarışık.

Mıhlanıp kaldığım bu yoksul, bu kör pencerede;

Tanrı küsmüş gibi – bilirim – bitecekti de ışık,

Eriyip gidecekti gümüş pullu uçuşlar,

Yumuşak, dost ve serin sokuluşlar,

Avcuma kondu konacak sandığım kuşlar.

Tarık Buğra 1940’larda askere giderken uğradı aile ocağında (Elazığ), anne-baba ve kardeşleriyle

Osmancık-Kurtuluş’un çekimleri sırasında Cihan Ünal, Yücel Çakmaklı ve Tarık Buğra 1985

Küçük Ağa’nın çekimleri sırasında yönetmen Yücel Çakmaklı, Ahmet Mekin ve Tarık Buğra 1983

Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Mobil
Hayri Şahin 2017-02-26 02:36:08
Unutulmuş bir sözü vardır merhum yazarın. Kitaplar dolusu anlam yüklüdür..Der ki : HERŞEY BİR ŞEYE DAYANIRSA BİR ŞEY YIKILINCA HER ŞEY YIKILIR..
Tarihe not düşeyim dedim..
Burda yarsın büyük insan..
Toplam 1 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...
































« geriileri »
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
E-Mail Bülten Kaydı
Döviz Kurları
Arşiv Arama
- -
Anket
Yeni Sitemizi Nasıl Buldunuz...?
Fena Değil
Güzel
İdare eder
Kötü
Çok kötü
İstasyon Gazetesi
© Copyright 2014 İstasyon Gazetesi. Tüm hakları saklıdır.
GÜNDEM
SPOR
SİYASET
EĞİTİM
DÜNYA