05.09.2010 21:49, Pazar REFERANDUMDA HAYIR - Başkan Baloğlu`nun Kadir Gecesi mesajı - Recep Konuk, Kadir Gecesi mesajı yayınladı - Gıda üretimi yapan işletmelere büyük kolaylık - Karayollarından Yol Çizgi Çalışması - Pi Analitik Dershanesi`nde ödül yağmuru - Petrolün satış ihalesi 21 Eylül`de - PTT`den tebrik kartı kampanyası -
Gündem
Ekonomi
Politika
Spor
Skip Navigation Links
Sinema
Seri İlanlar
Arşiv
Arama
:: EN ÇOK YORUM ALAN HABERLER
Referandumda neden HAYIRRRR
Referandumda neden HAYIR-2
GÜLÜMSEMEK
MHP'li Gülşen'den CHP'li İnce'ye el ilan
CHP'li İnce iktidara yüklendi
 
Sami Başar
EMMİLER, EMMİLER VAY ANAM

Yorum Ekle

(Akşehir Türküsü )

   Şehrin tertemiz havasını Çay Mahallesi’ndeki iki katlı toprak damlı evlerinin penceresinden soluyor, çam kokularını ciğerlerinde hissediyor, güneşin kendisi gibi tembel tembel uyanışını seyrediyordu. Neden sonra Hıdırlık’a doğru baktı. Alabildiğine derin bir nefes alarak çam kokularını içine çekti. Sonra da bir “ooohhh!” sesi duyuldu Kemal’den. Ardından derin bir “ooohhhh!” sesi daha.
 Odası yine dağınıktı. Akşamdan okuduğu kitaplar, gazeteler, dergiler odasının dört bir yanına dağılmış, akşamdan içtiği sigaralar kül tablasını izmaritleriyle doldurmuş; biten sigara paketi masanın üzerinde buruşturulmuş bir vaziyette atılmıştı. Odasının içinde biraz dolaştı. Gazetelere bir göz attı. Bu sabah canı gazete okumak istemedi. Akşamdan dağınık gazeteleri bir bir odanın içinden topladı. Kül tablosunu boşalttı. Kitaplarını masanın üzerinde toplamaya çalıştı.  Daha kimseler uyanmadan evin gıcırdayan tahta kapısını anne ve babası duymasın diyerek usulca açarak evden çıktı.
 Akşehir’de vakit güz mevsimiydi. Ağaçlar yapraklarını birer ikişer rüzgârla şehre savuruyor, sabahın alaca karanlığında uçuşan her bir yaprak önce çöpçülerin süpürgeleri ve sonra kürekleriyle karşılaşıyordu.
 Kemal gördüğü ilk çöpçüye:
 —Kolay gelsin! Dedi, kolay gelsin.
 —Sağ ol kardeş! Sağ ol. Diyordu, çöpçü yaprakları süpürürken.
 Hıdırlık her hafta sonu olduğu gibi bu hafta sonu da tatilini geçirmek, dinlenmek isteyen insan kalabalığıyla doluydu. Bugün de Hıdırlık’a çoluk çocuk, küçük büyük akın edecekti. Kemal ‘de kendi kendine “ Hıdırlık’a gideyim, diyordu “önce Hıdırlık’a!”
 Zaman ilerliyordu. Tarifsiz bir neşe doldu içine, bayramın ilk günleri bayramlık elbise giyen çocukların sevinci kaplamıştı yüreğini… Üstelik bugün de tatildi. Hıdırlık’a doğru yürürken, tarifsiz bir sevinç içerisinde bir Akşehir Türküsü tutturmuştu:
 Emmiler emmiler vay anam,
 Türkmen emmiler vay vay,
 Uzun uzun entariler
 Salma da yenliler
 Bir araya da toplanmışlar
 Hep delikanlılar vay vay
 Delikanlılar vay vay 
Bu hayatta dost yüzlerinden, sevgilerden, sevgililerden, ortak sevinçlerden, mutluluklardan,  neşeden söz edilen, sazlı sözlü çalınıp söylenen, oyunlar oynanan, eğlenilen, birlikte top oynanan, mangal başında kızartılan mangal keyiflerinin yaşandığı ak şehrin, Akşehir’in güler yüzlü insanlarının buluştuğu Hıdırlık’a doğru yol alıyordu, yine dilinde o Akşehir Türküsü:
Kaleden kaleye vay anam,
Urgan gererler vay vay,
Urganın üstüne de hey anam
Dürüler sererler vay anam
Dürüler sererler
Geline de bir gece de güvey koyarlar.
  İbrişim kuşaklı
Salma da yenliler
  Hey anam salma da yenliler

 Gün ışırken, güneş uyanırken uyanmış, ne zamandır giymediği siyah takım elbisesini, mavi kazağını da giymiş Hıdırlık yokuşuna doğru, Hıdırlık’ın çam kokan havasını ciğerlerine doğru çekerek yürüyor, tarifsiz bir sevinç içerisinde türküsünü söyleyerek yürüyordu ki karşısında uzun zamandır görmediği arkadaşı Fikret ile karşılaştı.
—Ulan Fikret sen ha?
— Vay Kemal sen!
  İki arkadaş hemen tokalaşıp kucaklaştılar. Liseden çıktıkları iki yıldan bu yana görüşemiyorlardı. Onlar için büyük bir mutluluk, büyük bir karşılaşmaydı bu. Yıllar sonra karşılaşan iki arkadaşın mutluluğu görülmeye değerdi.
 Yirmi yaşlarındaydı Fikret. Uzun boylu, esmer, kara yağız bir delikanlıydı; sakin, uysal bir hali vardı.
 Fikret:
 —Kemal dedi, artık evlenmek istiyorum,
 Ne düşündüğünü anlamak içinse yüzüne doğru bakıyordu.
 Kemal:
 —İyi edersin, iyi edersin, evleneceğin kızı beğendin mi?
 —Evet.
 —Güzel mi?
  —Evet. Üstelik ona aşığım.
—Kim bu Allah aşkına? Ben tanır mıyım?
 —Tanırsın.
 —İnsanı meraklandırma söyle!
 Konuşarak Hıdırlık’ın yokuşuna doğru yol alıyorlardı. Yanlarından bir fayton geçti. Çocuklar arkasından tutunmaya çalışıyorlardı.
 Kemal biraz önceki sorusunu tekrarlayarak:
—Haydi! İnsanı merakta bırakma söyle kimin kızı, kimlerden?
—Ahmet Beyin kızı Neriman!
—Fakat Fikret,  biliyorsun ki o kızın konuştuğu birkaç erkek arkadaşı var… Üstelik benim bildiğim kadarıyla Neriman biraz havai… Birkaç kez de nişanlandı, nişan bozdu… Bunları sende biliyorsundur…
 — Neriman’ı seviyorum.
 —Fikret, yapma gözüm. O kız seni beni sevmez, onun gözü yükseklerde… Zengin kızı Neriman… O en pahalısından elbiseleri, kürkleri, eşarpları, salonlarda dans etmeyi, el ve ayak tırnaklarını boyatmayı sever…
 Fikret Kemal’i dinlemiyor, Kemal’in her cümlesinin sonunda da:
  —Ben Neriman’ı seviyorum diyordu.
 Bu arada Hıdırlık’ın başını mısır satıcıları, çekirdekçiler, balon satıcıları tutmuş, annesinin yanındaki bir çocuk balon satıcısının yanına takılıyor, mutlaka bir balon aldıracak, eliyle annesinin elini çekiştiriyor. Salıncaklarda çocuklar sallanıyordu, garsonlarsa iş başında…
  Kemal ve Fikret, Hıdırlık’taki dev çınarın altında boş bir sandalyeye oturmuş Akşehir’i seyrediyorlardı. Önce gözleri Akşehir Devlet Hastanesi’ne takıldı, sonra Akşehir Lisesi’ne, Akşehir Sanayisi’ne, Akşehir Gölü’ne, günden güne artan apartmanlarına, Cumhuriyet İlkokulu’na, Çay Mahallesi’ni, tertemiz asfaltlanmış yollarını uzun uzun seyrettiler. Bu arada çayları da gelmişti..
 O gün akşama kadar Fikret, Neriman ile ilgili anılarını Kemal’e anlatıyor da anlatıyordu…
 Hıdırlık yıllardır yaşadığı güz akşamlarından bir akşamı yaşıyor, çam ağaçlarının kokuları böceklerin seslerine karışıyor, kuş sesleri birbirini izliyor… İki arkadaş doğanın ortasına düşmüş tertemiz havayı ciğerlerinde hissediyorlardı. Hıdırlık’ta gecenin sessizliğini ise çay ocağından gelen Akşehir Türküsü bozuyordu : “ Emmiler, emmiler vay anam…”
           *******
  Birkaç gün sonra Anıt Alanı’nın önünde yine iki arkadaş karşılaştılar. Fikret sarhoştu. Hayattan yılmış, yıkılmış bir haldeydi.
  — Kemal! Dedi, Kemal sen haklıymışsın dostum. Neriman Hacıağanın oğlu Kadir ile evlendi. İstanbul’a gittiler…
 —Üzülme, dedi Kemal, üzülme, bu hayatın sonu değil ya… Ben sana Neriman’ın seninle gönül eğlendirdiğini söylemiştim…
 Ağlamaklı bir ses tonuyla:
 —Fakat… Fakat ben onu…
 O gün de Anıt Alanı’ndan başladıkları yürüyüşe Akşehir Evi‘nin önünden İbre Çeşmesi’ne kadar Neriman ile yaşadıkları anılara Kemal’i ortak etmişti.
 Neriman işte… Daha kimlerle ne anıları vardı, günahı boynuna… Kemal çok üzülmüştü, Fikret ‘in bu haline.
 —Ah Fikret ah! Dedi, Ah Fikret Ah!
 Bu olayların üstünden bir yıl kadar geçmişti ki Kemal yine Fikret ile karşılaştı. Bir yıl önceki halinden yüzünde eser yoktu. Yüzü gülüyordu. Bu kez Fikret Kemal’e:
 —Kemalciğim nasılsın? Dedi.
 —İyiyim. Dedi. Ya sen?
 Ben de çok iyiyim. Evlendim. İçki de içmiyorum artık.
— Ya Neriman?
  —O mu? Dedi gülerek, boşanmış, Daha doğrusu Hacıağa’nın oğlu onu boşamış… Ne o şımarıklığı, ne o hafifliği kalmış…
 —Gerçek mi diyorsun?
 —Evet!
 —Nereden öğrendin?
 — Annesi gelmiş… Oğlunuz bir ara kızımızı seviyordu…
 —İnanamıyorum…
 —İster inan, ister inanma! Dedi Fikret.
  Bu arada da cebinden çıkardığı pamuklu bir sigara yaktı. Öyle neşeli bir hali vardı ki… Anıt Alanı’ndan Güvendik Pastanesi’ne doğru iniyordu. Ve dudaklarında o meşhur Akşehir Türküsü: Emmiler, emmiler vay anam… Söyleyerek gidiyordu.
 Kemal ise kendi kendine: Hayat işte hayat diyordu.

 


24.12.2007 12:25:00
Bu Haber 8493 Kez Okunmuştur.

YORUMLAR Yorum yazınız Tüm Yorumlar
asuman yasar 2009-06-11 17:22:32
kaleminize saglık güzel bir öykü eger zor olmazsa birde nasrettin hocanın hikayesini yazarmısınız ben çocukken duymuştum ama ne derece doğru bilmiyorum araştırma zamanımda olmadı hoca ve 6 arkadaşı varmış birde hocaları akşamları kuzuyu keserler yerlermiş kuzunun kemikleri bir araya getirir hocaları dua edermiş kuzu yeniden oluşurmuş birgün hocaları akşehirin dışına gitmiş bunlar kesmiş yemişler ama kemikleri ile dualarını etmelerine ragmen kuzu yeniden canlanmamış ertesi hocaları dönmüş sormuş kuzuyu kimsede cevab yok 7 sinde sormuş sen ne yaptım kafasını kestim seninde kafan kesilsin (kesikbaş türbesi var)sen ne yaptın şu sen ne yaptın bunu ve akşehirde 7 türbe varmış hocayada sormuş sen ne yaptın oda güldüm demiş sana cümle alem gülsün demiş işte böyle bir hikaye mümkünse ve gerçekse araştırıp köşenizde yazarmısınız



 
  • FAYTONCU
  • 16.12.2007 16:48:00
  • KARANLIKTA GENÇ BİR KIZ
  • 24.05.2007 10:18:00
  • UYYY MUSTAFAMMM!
  • 23.05.2007 08:36:00
    :: ÜYE GİRİŞ
    ePosta
    Şifre
     
    Yeni Üye 
    :: PİYASALAR
    :: HAVA DURUMU
    KONYA   KONYA
    :: ANKET

    Anayasa değişiklik paketi anketi

    :: BÖLGELER
    Istasyon

    :: YAZARLAR
    Ayrıntı-İdris Doğan
    AYRINTI
    Turgut Acay
    Nemrut Mustafa Divanı (1) ve örnek bir Osmanlı savcısı
    İstasyon'da Beklerken Erdoğan Özbakır
    "TARİHİM!den SAYFALAR"
    Aydın Gökalp
    KISA KISA
    814,578 km2
    27 AĞUSTOS GECESİ 00.30!!!
    Hüseyin Uyar
    Kuşbakışı
    İdris Kaya
    ÇOCUK GÖZÜYLE RAMAZAN
    Agah Kıreker
    Hasan Ayna
    REFERANDUMDA HAYIR
    Ali İhsan Ünal
    Türkiye'de arayıştan bıkmayanlar!
    Hanim Karaağaç
    CUMHURİYET HALK PARTİSİ?NDEKİ DEĞİŞİM
    Fahri Çavdar
    PARAŞÜTÇÜ GÖZÜYLE HAYAT

    Copyright© 2007 İstasyon Gazetesi
    24 Ağustos Bulvarı Acar Apartmanı Altı No:90/B Akşehir/Konya
    Haber Merkezi :+90 (332) 812 92 97 Fax: +90 (332) 813 99 16