İBN. HAKEM
Köşemin içine ayrı bir köşe açtım. Adını “Geçmişimden Sayfalar” koyacaktım. Yeterli aile terbiyesi almayanlar ağzını bozar;
“- Senin geçmişini” başlangıçlı cümleler kurarlar diye vazgeçtim. “Tarihim” tanımlamasıda aslında ağır gelir ama olsun canı isteyen okusun!...
HAKEM OLUYORUM
Belki yirmi yıl öncesiydi. Akşehir stadyumunda adını hatırlayamadığım yerel bir futbol turnuvası yapılıyor. Tribünde yerimi aldım maçı izleyeceğim. Saha kenarında birkaç yönetici gözleri ile seyircileri tarıyor. İçlerinden biri beni gördü, yerimi arkadaşlarına işaretledi.
Biraz sonra yanıma gelen bu kişiler:
“-Hocam Konya’dan gelecek hakemler nedense gelmediler.Biraz sonra maç başlayacak siz eski futbolcusunuz bu işi çok iyi bilirsiniz. Bu maçın hakemliğini yaparmısınız?” deyince gururum okşandı hele birde “-Ayrıyeten çokta yakışıklısınız” falan deseler tribünden sahaya atlıyacağım.
MİRAS
Hangi hakemden kalmış kimse bilmiyor. Soyunma odasında kara bir gömlek, don ve çoraplar var. Elbiselerimi çıkartıp beni bir güzel giydirdiler elime de bekçi düdüğünü verdiler.
Yan hakemler iki yanımda takımlar arkamızda orta sahaya yürüdük. Sanki süper lig maçı var. Herkes orada stat neredeyse dolu. Hakem giysileri içinde beni gören hergeleler önce kahkahaları patlattılar
“-İbn. hakem... İbn. hakem... İbn. hakem...”
kırk yıl boyunca özenle koruduğum mabadıma ait namus bir anda bitti. Herşeyimi sahanın zeminine koymuş gibi oldum.
Son bir hamleyle elimi st.. gidin lan! der gibi sallayınca sanki kıyamet koptu. O ana kadar tarafsız kalanlarda evet! der gibi diğerlerine katıldılar.
MAÇ BAŞLIYOR
Gerekli seremanileri gerçekleştirip maça başladık. Aslında ben çok iyi bir hakem olacağıma emindim. Doğru bildiğim yoldan babam bile ayıramaz fener’e bile kıyak çekmem. Adalet terazim ortalıkta gezinen diğerleri gibi kırık dökük değil, sapasağlam.
Kısa bir zaman sonra sahadaki 22 futbolcu tribünde oturanlar gibi ahlak zafiyeti geçirmeye başlayınca. Sanki hükümet olmuşum bol keseden buzdolabı, fırın, odun dağıtıyorum:
- Al sana sarı kart! al sana kırmızı! sana sarı...
Bulsam mavi, yeşil, turuncu hepsini göstereceğim.
(Sahi: Turuncu kart neden yok. Bazı durumlar olur kırmızı ağır gelir sarıysa hafif o zaman çıkart turuncuyu mevlasını bulsun. Buda dünya futboluna benim bir hizmetim olsun.)
İlk yarıyı bitirdik 22 kişi zaten herşeye itiraz ediyor. Kimya’m bozulmuş, fizik çürümüş, coğrafyam çıldırmış iyice dağılmışım. Yanıma koşan iki yan hakemim dokunsam ağlıyacaklar.
“-Hocam niçin bize hiç bakmıyorsun!...”
Size doğrusunu yazacağım: Vallahi billahi yanıma gelene kadar bu arkadaşları unuttum. Meğer garipler 45 dakika kendi kendilerine bir oraya bir buraya koşmuşlar, hoplaıp zıplayıp bayrak sallamışlar...
İKİNCİ YARI
Bu defa yan hakemlerimi hiç unutmadım ama onlara bakacağım diye bu defa pozisyonları kaçırdım.
Bu hakem milleti gerçekten talihsiz bir millet. Bir karar verirsin (A) takımın aleyhine kapağı açılmadık küfürler yersin.
Bu esnada aynı karar (B) takımın lehindedir. Bari onlar “-Aslan hakem, kaplan hakem canım benim! falan desin. Bekleme havanı alırsın. Hiç kimsenin dostu değildir bu arkadaşlar.
Vaktiyle futbol oynadığım yıllarda özellikle Konya’dan gelen hakemler bizi pırasa gibi doğrardı şimdi onlara bile acıyorum.
SON
Hayatımda saate bu kadar sık baktığımı hiç hatırlamıyorum. Ulan şu doksan dakika dolsa, şu iş bitse; Zaman yürümüyor, dakikalar bitmiyor, tribünler susmuyor. Futbolcular iyice fırlatmış sahada kemik sesleri ve bir penaltı:
Adam rakibini ceza sahası içinde biçti yetmedi kendini üzerine attı. Çektim kırmızıyı penaltı noktasını gösterdim. Üzerime yürüdüler bazıları “-Biz seni tanımasak ve sevmesek şimdi seni döverdik.” falan dediler. “Nah! döversiniz işte onu yapmak için kç. lazım” falan filan... Baktılar olmayacak hep birlikte sahadan çıkıp gittiler.
Ya penaltı?
Penaltıyı falan atan olmadı çünkü onlarda sahayı terkettiler. Tek başıma kaldım. Boş kaleye penaltıyı kendim atsam: Ayıp kaçar.
Herkes gitmişti ama tribünler beni bekliyordu. Çıkış kapısına doğru yürüdüm. Çoğu alkışlıyordu, şöyle bir baktım yüzler gülüyordu, çoğunun bakışlarında yine de sevgi vardı...