Sevgili Avukatımız Ramazan Ateş’in köşesinde yer alan 31.08.2010 tarihli “Referanduma Neden Hayır!”ı okudum.
Allah bilir ya, kendisine bir telefon açıp: “Kuzum seni cin mi çarptı?” diye sormak geçti aklımdan.
İnsan bu, su misali kıvrım kıvrım akar; önce dediğinden, istediğinden ve düşündüğünden sonra vazgeçebilir, bugün ak dediğine yarın kara diyebilir, diyerek telefona uzanan elimi geri çektim.
Bir gün sonra gazetede bizim geçler, özür yayımladılar; meğer yazılar karışmış. Olur.
İnsanın katlanamayacağı en büyük haksızlıklardan biri; kendisinin düşünmediği, söylemediği, yapmadığı bir şeyi düşünmüş, söylemiş yapmış kabul edilmesi ve bunlarla üzerine gidilmesidir.
Aldığım terbiye gereği küfür bilmem, küfre yakın argo ve teşbihleri asla kullanmam.
Bir vakitler, babasının tembihi gereği yakın takibe aldığım -bu takipten sıkıldığını açıkça belli eden- kız öğrencim bu takibimi sonlandırma niyetiyle hır çıkardı. Ben de, yaptıklarının yanlış olduğunu, kimsenin özel hayatına karışma hakkımın olmadığını ancak, kendisinin de bildiği üzere babasının hatırı için konunun takipçisi olduğumu; yanlışlıktan dönmesinin gerektiğini sert bir dille ifade ettim.
Canımın sıkıntısından, yaptığı densizliği babasına açıklamakla tehdit ettim. Kızcağız tehdit karşısında daha da hırçınlaştı hiç de alışık olmadığım- bağırarak haddini aşan sözlerle büromdan çıktı.
Benim kendi kendime mırıldanıp söylenmelerim henüz bitmemiş, sinirlerim henüz yatışmamıştı ti ki, babası odama girdi.
Adeta gözlerinden ateş fışkırıyor. Karşısındaki bildiği tanıdığı İdris Doğan olmasa kavga kesin. Teskin etmeye çalışmadım. Kızıma nasıl karışıyorsun diyemezdi. Hiçbir bahanesi yoktu, olamazdı da.
Ancak:
_ “Hocam o nasıl söz öyle, sana hiç yakıştıramadım!” diyerek çıkıştı.
_ “Hayırdır, ne sözü?”
_ “Çocuğa, ‘Senin anan güzel mi?’ demişsin”
Beynimden aşağı kaynar sular döküldü. “Benim literatürümde böyle çirkin bir argo bulunmaz ki, nasıl sarf etmiş olayım. Bu kızımızın suç bastırma saikıyla, öfkeyle, hatta öç alma duygusuyla uydurduğu sözdür, yanlış anlama filan değil; basbayağı iftirasıdır. Siz beni iyi tanırsınız. Bu sözü başka yerde ve zamanda söylediğimi duyan varsa, tamam kabulüm.” dedim.
Şartlar değişikti. Baba, bugün kızının yanında yer alıyordu. Bu sözü söylemeyeceğimi kesinlikle bildiği halde:
_“Evet bizim çocuk bazı yanlışlıklar yapabilir ama yalan da söylemez.” diye sözü yuvarladı.
Kızını, söylemekle tehdit ettiğim şeyi kendisine söylemeyip:
_ “Çocuğunuz var ya çocuğunuz, bu konuda benim elimi bırakıp ayaklarımı öpmeli. Sizler de bir değil; bin defa Allah sizden razı olsun demelisiniz” diye karşılık verdim.
Türkçe öğretmeniyim; o argo, sözlüklerde: “Senin anan güzel mi?” değil, “Senin ablan güzel mi” biçiminde yer alır.
Şimdi gelelim Sevgili Ramazan Ateş’e. Geçmiş olsun. Hiç düşünmediğin, asla söylemediğin ve söylemeyeceğin bir şeyi köşende görünce düştüğün ruh halini anlayabiliyorum. Zaten, 2 Eylül tarihli “Zorunlu Açıklama”n da bunun en büyük kanıtı. Sıkma canını, her şerde bir hayır varsa, bu açıklamada onun bir güzelliği, bereketi sayılır.
Eline sağlık.