BİR ÖMRE, İKİ ÖMRÜ SIĞDIRDI


Yıllarını eğitime adayarak, örnek bir öğretmen olan Köy Enstitüsü 1943-44 mezunlarından, Emekli Öğretmenlerden Mehmet Lütfi Kaçar (92) hayatını kaybetti
Bu haber 2019-03-22 05:41:52 eklenmiş ve 2658 kez görüntülenmiştir.
18 yıl köylerde, bir o kadar da Yıldırım İlköğretim Okulu’nda öğretmenlik yapan Akşehir’de güzel işlere ve ilklere imza atmış öğretmenlerimizden biri olan Lütfi Kaçar’ın ölümü üzüntüyle karşılandı.Av. Nusret Kaçar, Av. Hidayet Kaçar, Emekli Öğretmenler Servet Ceylan, Mürüvet Er, Kudret Gülal, Yıldırım İlkokulu Öğretmeni Serpil Kaya ve Mete Kaçar’ın babaları, emekli öğretmenler İsmet Ceylan, Fikri Er, Yusuf Kaya ve Haluk Gülal’ın kayınpederi Lütfi Kaçar, dün namazına müteakiben Nasreddin Hoca Meydanında kılınan cenaze namazı sonrası Akşehir’de toprağa verildi.
İstasyon Gazetesi olarak Lütfi Kaçar’a Allah’tan rahmet, yakınlarına, eş-dostlarına, başsağlığı diliyor, Lütfi Kaçar’la 2011 yılında bir röpörtaj yaparak, kendisini, köy enstitülerini anlatmıştı. 
İşte o röportajımız, “
 
BİR ÖMRE, İKİ ÖMRÜ SIĞDIRDI
Köy Enstitüsünde çalışan Akşehirli başarılı öğretmen Lütfi Kaçar(84) yıllarını eğitime adayarak, örnek bir öğretmen olmanın gururunu yaşıyor. 18 yıl köylerde, bir o kadar da Yıldırım İlköğretim Okulu’nda öğretmenlik yapan Lütfi Kaçar, Akşehir’de güzel işlere ve ilklere imza atmış öğretmenlerimizden biri. 
 Atatürk’ün ‘Dünyanın her tarafında öğretmenler, insan topluluğunun en fedakar ve muhterem unsurlarıdır’ sözünü örnek alarak ilçemizde yıllarca öğretmen olarak görev yapmış Lütfi Kaçar’ın hayatını, yaşam tarzını konu alan söyleşimizi siz okuyucularımızla paylaşıyoruz. 
Nusret Kaçar, Hidayet Kaçar, Servet Ceyhan, Mürvet Er, Kudret Gülal, Serpil Kaya ve Mutlu Mete Kaçar’ın babaları Lütfi Kaçar(84) bizi evinde konuk ederek yaşam hikayesini anlattı. 
7 çocuk 15 torun sahibi Lütfi Kaçar’ın ailesinde 16 öğretmen olduğunu öğrendik. Çocuklarının hepsini okuttuğunu ve onları bugünlere getirirken yaz tatillerinde kendisinin amelelik, eşi Cevriye hanımın ise çapaya gittiğini söyleyen Lütfi Kaçar; “Bugünlere kolaylıkla gelmedik. İşleyen demir ışıldar prensibi ile hayatımda hiç boş durmadan çalıştım. Çocuklarımı bu günlere getirdim. Yaz tatillerinde amelelik yaptım. Eşim Cevriye Hanım çapaya gitti. Benim için çalışmak hiçbir zaman bitmedi. Çocuklarımı bugünlere getirdim. Şimdi hepsinden çok memnunum. Beni hiç yalnız bırakmıyorlar. Hepsinden çok memnunum Allah razı olsun. diyerek çocuklarından ve yeğenlerinden duyduğu memnuniyeti dile getirdi. 
 
“Şimdiki gençlerdeki uyuşukluğu, pısırıklığı hiç anlamıyorum” 
Bugünlere geliş hikayesini anlatan Lütfi Kaçar, yokluk içinde bir çocukluk geçirdiğini söyleyerek hayatını şu şekilde anlattı; 
“Balkan harbine, Çanakkale Harbine, kurtuluş savaşına iştirak eden bir babanın çocuğuyum. Benim anlattığım bir asır öncesi. Herkesin cahil olduğu bir dönem.  Babam Abdülmecit Kaçar 40 yaşındayken bizler dünyaya gelmişiz. Bakkaliye dükkanı varmış köyümüzde. Kuraklık ve kıtlık nedeniyle işleri iyi gitmemiş ve iflas etmiş. Ben 11 yaşıma geldiğimde ekonomik sıkıntı iyice hat safhaya ulaşmış. 11 yaşımda babam beni bir eve hizmetkâr olarak verdi. Hayatımda en çok zorlandığım dönemlerden birisiydi o dönemler. 3 aylığına 15 liraya bir eve hizmetkar olarak gittim. Ahırda yatıp hizmetkarlık yaptım. Bu arada babamın arkadaşlarından biri beni imtihana yazdırmış. Köy Öğretmen Okulu imtihanına yazdırdı. Köy mektebine gidip sınava girdim. 1937 yıllarıydı haber geldi sınavı kazanmışım. Annem bohçamı hazırlayıp beni Eskişehir Mahmudiye Köy Öğretmen Okulu’na gönderdi. Elimde bohçam şimdiki gibi valiz falan yok. Üç beş urbayla dolu bohçam. Kamyonla gittik okula. Oraya vardığımızda okulun benim için büyük bir nimet olduğunu anladım. Yokluk içinde büyüyen bir köy çocuğu için büyük bir nimetti bunlar. O çileyi gören çocuk hadi dersine çalışmasın da bir göreyim. O sene çok çalıştım pekiyi derece ile beşinci sınıfa geçtik. Bu arada Türkiye’de 21 yerde köy enstitüsü açıldı. Her gün 8 saat ders. Diğer zamanlarda spor, müzik, halk oyunları faaliyetleri. Tam gaz çalışıyoruz. Kendi binalarımızı kendimiz yaptık. Komşu köy enstitülerinin kuruluşunda imece yardımına gittik. Ben Eskişehir köy öğretmen okulundaydım Mahmudiye’de. Öyle bir sistemli ve öyle bir iş bölümü var ki. Öyle bir örgütlenme. Biz bu şartlarda yetişince yılmak diye bir şey yok. Şunu söyleyeyim bize ideal diye bir şey vermişler. Arılarımız var, tavuklarımız var buğday tarlalarımız var, her şeyi kendimiz üretiyoruz. Devlet veriyor arsaları biz işliyoruz. At çiftliğinden tutun da sebze meyve bahçesi her şeyimizi kendimiz üretiyoruz. Öğrenciler hem öğreniyor, hem üretiyor. Çevre köy enstitülerine yardıma da gittik. Bir çok yeniliği imece için yardıma gittiğimiz yerlerden öğrendik. 
Beşinci sınıfı da bitirdikten sonra Hamidiye’ye gittik. Orta birinci sınıftan başladık. Orta birinci sınıftan ikiye geçerken sınıf  atlattılar bana. Orta birle ikinci sınıfı bir sene de okudum. Bu arada kültüre susamışım iyice. Elime geçen kitapları okuyorum. Atletizme de başladım. Sınıf birincisiyim, okul birincisiyim, sonra 1943 yılında kros da bölge birincisiyim. Şimdiki gençlerdeki uyuşukluğu pısırıklığı hiç anlamıyorum.  1944 Ekim ayında Köy Enstitüsünü de bitirdim. Yüksek Köy Enstitüsüne gideceğiz Ankara’ya. Hazırlıkları yapmaya başladım. Babama acele bir mektup yazdım ‘Ben yüksek kısmı kazandım Ankara’ya gideceğim’ dedim. Babamdan hemen cevap geldi. ‘Un sandığında yarım kilo unumuz kaldı sen gelmezsen kışı çıkaramayacağız’ diye dün gibi aklımda babamın mektubu. Babam mektubunda bana ihtiyaçlarının olduğunu belirtmiş ben nasıl gidebilirim ki. Yüksek Köy Enstitüsü’nü kazananlar Ankara’ya gitmek için çalışmalara başladı. Benim hiç hazırlık yapmadığımı gören okul müdürümüz bana ne olduğunu sordu. Ben de babamın mektubunu gösterdim müdüre. Müdürümüz bundan çok duygulandı. Direk milli eğitim bakanına durumu bildirmiş. Milli Eğitim Bakanından ‘O çocuğu kendi köyüne baş öğretmen olarak gönderin’ diye cevap geldi. Benim öğretmenlik hikayem bu şekilde başladı’ dedi. 
 
KENDİ KÖYÜNDE BAŞÖĞRETMEN OLDU
Ailesinin evi olmadığı için devlet tarafından köye acilen bir lojman yapıldığını ve ailesi ile birlikte lojmana oturarak Erdoğdu köyünde başöğretmenlik yaptığını söyleyen Lütfi Kaçar; “Ailemi oturtabileceğim güzel bir evimiz oldu. Başladık çalışmaya. 20 lira maaşla 17 yaşımda öğretmenliğe başladım. 1944 yılında komşu kızı Cevriye hanımla evlendim. Yaklaşık 18 yıl köylerde öğretmenlik yaptım. Köy okullarının bahçelerini yaptık, bağları bademlikleri diktik. Gençleri spora alıştırdık. Güreşten spora kadar gençleri boş gezmekten kurtarmaya çalıştık. Gençleri okumaya sevk ettik. Birçok meslekten öğrenci yetiştirdik.  Ben kendi köyümde spor kulübü kurdum.  Doğanhisar Yenice’de çalıştım. Gençleri güreşe alıştırdım. Her düğünde mutlaka güreş yapardık. Azarı Köyü’nde de öğretmenlik yaptım. Sonra Yıldırım İlköğretim Okulu’na tayinimiz çıktı. Eğitecek olduktan sonra olmayacak diye bir şey yok. İlk beş yıllıkta köylü diye beni istemeyenler, ikinci dönemimde çocuklarını benim sınıfıma yazdırmak istediler. Öğrencilerim profesör de oldu, öğretmen de oldu. Çok öğrenci yetiştirdim. Emekli olana kadar Yıldırım İlköğretim Okulu’nda çalıştım.” dedi.  
 
AKŞEHİR’DE KÖY ENSTİTÜSÜ MEZUNLARI
O dönemlerde Akşehir’de köy enstitüsü mezunu bir çok öğretmen olduğunu söyleyen Lütfi Kaçar; “Kadir İşçi, Orhan Ateş, Kazım Uçak, Orhan Er, Musta Kavuk, Mehmet Kavak, Ertuğrul Uysal, Hasan Yılmaz, Ahmet Okuyan, Keramettin Akduman, Mustafa Kandemir, Hüseyin Zeylan, Mehmet Ali Gürsoy, Şükrü Karagül, Osman Yaman, Fethi Aral, İsmet Toker, Musa Uygun, Musa Aydoğdu ve bunun gibi bir çok isim var. Köy Enstitüsü mezunları arasında.” dedi. 
 
“ÖĞRETMEN OLUP YAĞIRIN OLMAYACAK”
Öğretmenlerin örnek insanlar olması gerektiğini söyleyen Lütfi Kaçar: “Öğretmen olup yağırın olmayacak, her tarafın düzgün olacak. Yamuk hareketin katiyyen olmayacak. Her an gözetim altındayız. Her an öğrencilere örnek oluşturuyorsun evde, dışarıda, okulda. Toplumun kabul etmediği davranışların olmayacak, örnek olacaksın.” dedi.
 
“AKŞEHİR’E İLK SALÇA FABRİKASINI KURDUK” 
“Ben Yıldırım İlköğretim Okulu’nda görev yaptığım dönemlerde Türkiye Öğretmenler Sendikası Başkanlığına seçildim. Ziraat Odası Başkanlığı yaptım ve o yıllarda ilk sertifikalı tohumu Akşehir’e ben getirdim. Yıldırım İlköğretim Okulu’nun bahçe duvarlarını veliler ile işbirliği yaparak yaptık. Adsız’da yer alarak salça fabrikası binasını yaptık. Yılanyusuf’tan Salim Sır’la beraber Salça fabrikası için çalışmalara başladık. Makinalarını yerleştirdik. Çiftçilere fide dağıttık çiftçilere domates ürettirdik. Salça üretimi yaptık. Her köyden arzuya tabi olarak katılım oldu ve halkın salça fabrikasını kurduk. İlk olarak 60 ton salça ürettik. 1970 yıllarda Ben devrettim, benden sonrakiler idare edemedi. Ve fabrika kapandı. Süt fabrikasının kurucuları arasındayım. 30 sene öncesi Akşehir’deki öğretmen evlerini yaptık. Topluma çalıştık hep. Ben toplum hizmeti yapmaya tercih ettim. 
Ya değilse kendime çalışsaydım para koymaya yer bulamazdım.” dedi. 
 
“KÖY ENSTİTÜLERİ OLSAYDI NE HİZBULLAH OLURDU NE DE PKK”
Köy Enstitülerinin kapanış sebeplerini sorduğumuz Lütfi Kaçar konuyla ilgili şunları söyledi; “1945 yılında İsmet İnönü zamanında torak reformu konuşuldu. Güneydoğu Anadolu, İç Anadolu da topraksız çiftçiye toprak vermek için Toprak Reformu çıkardı  İsmet Paşa. 1946 yılında çok partili döneme geçildi. Demokrat Parti kuruldu. Demokrat Parti’den 30-35 milletvekili parlamentoya sokuldu. Bizim topaklar elimizden gidecek diye parti kurdular parlamentoya girdiler. Köy enstitüsünün amacı köylüyü kalkındırmak, köy çocuklarını okutmaktır. O dönemlerde bu müesseseler bizim işimize gelmez dediler ve 1947 yılında ilk önergeyi Adnan Menderes verdi. Köy Enstitülerinin kominist yuvası olduğunu söylediler. Komünist kelimesini telaffuz etmeye başladılar. Ben komünistin  Ko’sunu bilmezdim. İlgi alanıma da girmedi. Parlamentoda muazzam bir çatışmalar oldu. Netice itibari ile Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel istifa etmek mecburiyetinde kaldı. Ben taşıyamam böyle iftiraları dedi. O istifa edince yeni bakan geldi ve köy enstitüleri kapandı. Halbuki kapanmamış olsaydı Güneydoğuda ne Hizbullah meydana gelirdi ne de PKK. Ben üzülüyorum PKK’nın yüzde ikisi üçü üniversite mezunu. Hepsi cahil. Köy enstitüleri birilerinin işine gelmedi ki öyle kapatıldı. Şimdi her yıl 17 Nisan’da bir araya gelerek köy enstitüsü kurucuları olarak toplanıp, eski günleri anıyoruz.”dedi. 
Not: Bizi evinde misafir ederek, hayatını anlatan Lütfi Kaçar’a teşekkür eder, çok sevdiği eşi Cevriye hanımla birlikte uzun ömürler diliyoruz. 
Röportaj: Kadriye KÜÇÜKAFACAN YAYLA
ETİKETLER :
Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer Kaybettiklerimiz haberleri
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
E-Mail Bülten Kaydı
Döviz Kurları
Kur Alış Satış
Dolar 5.7113 5.7342
Euro 6.3234 6.3488
Sterlin 7.3836 7.4384
Arşiv Arama
- -
Anket
İstasyon Gazetesi
© Copyright 2014 İstasyon Gazetesi. Tüm hakları saklıdır.
GÜNDEM
SPOR
SİYASET
EĞİTİM
DÜNYA