Kaybolan debbağlık mesleği


Bu makale 2018-07-04 18:52:02 eklenmiş ve 2048 kez görüntülenmiştir.
Mehmet Güleray

Tahsin Özçelik’in dilinden babası Debbağ Hüseyin Özçelik…
 
Bütün yolları cetvelle çizilmişçesine düzgün şeritler halinde uzanıyor. Onları enine kesen sokakları da ekleyince ortaya kare desenli bir kent çıkıyor. Evet Akşehir’den bahsediyoruz. 
Sizin ile bu sayımızda Akşehir’de 1920’li yıllarda kazancı bol ve zahmetli olan Deri işlemeciliği yani debbağlık mesleğini inceleyeceğiz. Günümüzde debbah mesleğini icra eden vatandaşlarımız yaşamlarını yitirdiği için debbahlık mesleğini Akşehir’de ünlü Debbah ustası Hüseyin Özçelik’in hayatını oğlu Tahsin Özçelik’in diliyle sizlere anlatmaya çalışacağız. Debbehlık 1920’li yıllarda bol kazanç getiren bir meslek olsa da günümüzde bu özelliğini yaklaşık 40-45 yıl önce yitirmeye başlamış. Teknoloji el emeğiyle üretilen Akşehir dericiliğinin üzerinden silindir gibi geçmiş.  Aslında bu mesleğin sahici adı “debbağlık” olarak biliniyor. Zamanla dilin tıraşlanmasıyla bazı harfler yerlerinden olmuşlar ama anlamı hiç değişmemiş.  Bir uçlarından uzun sopalara bağlanıp gergin halde tabaklama kuyularına sarkıtılan deriler katkı maddeleriyle kullanım özelliği kazanırlar. Debbağlık, dericilik demektir. Debbağlık ile uğraşanlara Debbağ denir. Debbağ kelimesi zaman içerisinde “Dabak” olmuştur. Arapça’da Debbağ, hayvan postunu işleyen deri terbiye eden kimseye denir. Derinin dibağlanarak günlük hayatta kullanılması ilk insanla başlandığı bilinmemektedir. Yerel lisanla işlenmemiş deriye “Tak”, işlenmiş deriye de “Çerm” denir. O dönemlerde debbağlık ile uğraşan vatandaşlar işlediği derileri Afyon ve çevre illere gönderirlerdi. Nasıl mı? Deri üzerindeki tüyler dökülür ve deriler şişmeye başlar. Eğer ayakkabının üstü için deri yapacaksanız, onların kuyuda bekleme süresi fazla uzun olmaz.  Fakat, ayakkabı altına konulan kösele taban istiyorsanız o zaman o kuyuyu unutun. Bekler yıllarca…
Sonramı ayakkabı, yemeni, hayvan koşumu ve bir sürü kullanım amaçlı olarak girer hayatımıza deri…
 
İşte Tahsin Özçelik’in dilinden babası Debbağ ustası Hüseyin Özçelik:
“ 1911 yılında Akşehir’de hayata gözlerini açmış babam. Hacıkara sülalesinden Hacı Hasan’ın 2. Oğluydu. Babasını kaybettiğinde 17 yaşında olan babam Hüseyin Özçelik yaşam mücadelesine o yıllarda başladı. Dedemizin Erdoğdu’da bulunan tarlalarını işleterek başladı işe. 1928 yılında Altıparmak sülalesinden Semerci Kör Mehmet’in kızı Veda (annem) ile birleştirdi hayatını. 3 erkek evlat dünyaya getirdi. Askere gidip geldikten sonra meslek olarak Debbağlığı seçti. Zor ve zahmetli bir meslekti o yıllarda ama kazancı da iyiydi. Şimdiki Belediye’nin olduğu yer civarında Anıt Apartmanın olduğu yerde tabakhaneler bulunurdu. Biz abilerimle küçükken babama yardım ederdik. 1945-1950’li yıllarda Akşehir’de debbahlık mesleğini yapan 15 kişi falan vardı. Bunlardan aklıma gelenler Abdullah Zühtü Artan, Necati Zengin, Ali Zengin, Ahmet Zengin, Kemal Bulgök, Kenan Bulgök, Nevzat Tabak… 
 
Babam Hüseyin Özçelik “DEBBAĞLIK ZOR’UN DİĞER ADIYDI” derdi.
Sabah ezanı ile birlikte dükkanın yolunu tutarlardı Debbağlar. Bismillah deyip idare lambasının ışığı altında işbaşı yaparlardı. Buralarda birkaç işlem geçirirmiş deri. Deri yüzüldükten ve üstündeki tüyler dökülsün diye içi kireç dolu tağar denen havuzlara konulup birkaç gün bekletildikten sonra çıkarılırdı. Tüyü dökülmemiş yerler varsa özel yapılmış keskin bıçaklarla iyice temizlenirdi. Hiçte kolay değildi meslekleri. Hastalıklara davetiye çıkaran bir ortamda nafakalarını temin etmek için her gün, akşama kadar kötü kokular içinde debbağlık yaparlardı. Hastalıklara neden olan derilerden yayılan kokulara her ne kadar alışmışsalar da farkına varmadan beyinlerine, damarlarına, iliklerine kat kat sinmekteydi. Böylelikle hastalık onlar için kaçınılmazdı. Bizler o yaşlarda çocuk olsakta bir işin ucundan tutmaya çalışırdık. Birisi bir köpek vurmuş gelir ben bugün köpek öldürdüm şurda der bizlerde gider köpeğin derisini yüzerdik. Şimdiki Kerestecilerin olduğu yerlerde o zamanlar hayvanlar kesilir derileri yüzülürdü.  Bir derinin işleniş evrelerini şöyle anlatırdı babam. Havuz denen tağarlar insan boyu derinliğinde her birinin işlevi farklıydı. Ham deri kasaptan geliyor. Deriyi ilk etapta kireçte bekletiyorduk. Burada deri kıldan ve etten kurtuluyor. Bu işlem sırasında deride bulunan mikroplar da ölürler. Deriler (50–60 Deri birden) kireç havuzuna atılıyor. İki ay süresince haftada bir çıkartılarak havalandırılıyor ve tekrar kuyuya atılıyor. Kireçten çıkan deri yıkanıyor. Özel tahtalarda ve özel aparatlarla kireci kazınıyor, tekrar yıkanıyor. Deri içerisine nüfuz eden kireci kusturmak için sıcak suyla yapılan güvercin gübresi veya köpek dışkısı bulamacında bir gün bekletildikten sonra tekrar yıkanıyor. İçi kireçleniyor. Üç gün bekletiliyor. Daha sonra bunca emek sonunda artık satışa hazır hale gelen deriler katlanıyordu.
  Mesleğin zahmetli olması nedeniyle biz bu mesleği tercih etmek istemedik. abilerim öğretmenlik ben ise bankacılık mesleğini tercih ettim. Babam bu zorlu meslek mücadelisine 50 yıl kadar devam etti ve rahatsızlığı nedeniyle 2005 yılında aramızdan ayrıldı. 
 Onların mesleği ise günümüzde sadece kitaplarda ve hatıralarda kaldı, Akşehir’de bu mesleği icra eden kimse kalmadı. 
Kaynak: İstasyon Gazetesi Panorama Dergisi Yıl:2010   Sayı: 8
Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
selamlar
ibrahim çakar 2018-08-25 02:22:41
abi uzun zamandır yazmıyorsun
Toplam 1 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...
































« geriileri »
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
ÇOK OKUNANLAR
SON YORUMLANANLAR
E-Mail Bülten Kaydı
Döviz Kurları
Arşiv Arama
- -
Anket
İstasyon Gazetesi
© Copyright 2014 İstasyon Gazetesi. Tüm hakları saklıdır.
GÜNDEM
SPOR
SİYASET
EĞİTİM
DÜNYA