KAR YANIĞI AĞIT


Bu makale 2018-01-11 05:12:54 eklenmiş ve 240 kez görüntülenmiştir.
Bayram ÇİNİ (AKADEMİKÇE)

2014 Aralık 20 siydi, bundan tam 100 yıl öncesi yaşanmış üzülmüş ağıtlar yakılmış binlerce şehidimizin yaşadığı o duyguyu yaşamak için gittiğimiz topraklardaydık. Duyarsız Gönüllerde olan günümüz kutlamaları gibi beş yıldızlı otellerde ya da türlü yemeklerle donanmış ziyafet sofraları ile değildi kutlamamız, anmakta değildi sadece anlamaktı ecdadı amacımız.
Bizler son 100 yılın en sıcak gününü karnımız tok, gelişmiş teknolojinin verdiği giysi çanta çadır bot uyku tulumu çadır gibi ürünleri kullanarak - 25 derecede gerçekleştirdik. Ona rağmen üşüdük donduk ama anladık mı? Ya Ecdat öyle miydi?  100 yıl öncesi elde yok, avuçta yok namus bildiği silahının dahi kendisine verdiği dondurucu soğukta mühimmatları ile - 50 derece geleceğe ülke bırakmak adına girdiği ölümüne mücadele. Belki ölse rahatlayacak ama yaşanan acılar içerisinde Ümmeti Muhammed adına verdiği mücadele sessiz geçen bir gecenin iniltileri ve uğultuları her yerdeydi. Beyni uyuşturan soğuk değildi bu, burası gerçekten benim için bir dönemeç bir uyanıştı. Donan parmaklarım artık hissetmese de beynimdeki nefes alış verişler karla kaplı toprağı yararcasına çıkacak şühedanın heyecanıydı. Kimselere demedim diyemedim, zaten delilikle anılır olmuşuz, birde Veli demezler zır deli derlerdi adımıza…. Bizler her ne yaparsak yerini alamayacak minnettarlığımızın yürüyüşü... Bazı şeyleri anlatmak zordur, iki metrelik kumaşın içinde kalmak üşüdüğünü hissetmek zordur, bunu anlatırsın sadece siz delisiniz derler bunu bizden önce de vatan için yaptılar, deliydiler ve hala anılıyorlar...
Tek mermi atılmadan, bir damla kanları toprağa karışmadan bir hatanın sonucu artık şehittiler. O topraklara bir delinin göz yaşları vardı artık. Dualarımla Vatanseverliğimle imanımla yaptıklarımla yapamadıklarımla karşılarında avazım çıktığımca hıçkıra hıçkıra ağladım.
 
Atılan her adımda nefes alıp vermemiz güçleşse de, geriye dönüp baktığımızda, arkada gördüğümüz manzaranın açısının gittikçe genişlediğini, dağın eteklerinde iken göremediğimiz şeyleri görmeye başlarız.
O zaman bizim gördüklerimizi başkalarının da görmesini isteriz. Daralan nefesimizin yettiğince anlatmaya çalışırız geriden gelenlere. Onların bulundukları konumdan göremediğini tarif etmeye çalışırız. Sizin tükettiğiniz nefesi onlar tüketmeden anlamalarını istersiniz.
Oysa onlar, yani henüz dağa yeni çıkmaya başlamış veya dağın eteklerinde olanlar sizi kayıtsızca dinlerler. Çünkü sizin anlattıklarınız görünmüyordur onlara. Onlar için geçerli olan kendi gördükleridir.
Onların daha çok nefes tüketmesi gerekmektedir; sizin gördüklerinizi görmeleri için.
Dağın etekleri yeşil, havası serin olur. Hele birazcık da aşağıları görmeye başlamışsa büyüler insanı, alır götürür hayaller diyarına. Gittikçe dikleşen, dikleştikçe üşüten, üşüttükçe nefesi tüketen öteleri bilmezler, bilemezler onlar.
Onlar dağı hep bulundukları yer gibi sanacak, ilerledikçe yorgunluğun artacağını sonradan anlayacaklar. Senin gördüklerini görebilmeleri için daha çok nefes tüketmeleri gerekecektir.
Üşüten zaman yeli henüz vurmamıştır alınlarına çünkü.
Siz istediğiniz kadar tarif etmeye çalışın, onlar anlamayacaktır. Ya da anlar gibi görünecektir.
Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...












« geriileri »
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
E-Mail Bülten Kaydı
Döviz Kurları
Arşiv Arama
- -
Anket
Yeni Sitemizi Nasıl Buldunuz...?
Fena Değil
Güzel
İdare eder
Kötü
Çok kötü
İstasyon Gazetesi
© Copyright 2014 İstasyon Gazetesi. Tüm hakları saklıdır.
GÜNDEM
SPOR
SİYASET
EĞİTİM
DÜNYA